Irak'ta Fitne Terörü

ABD'nin ve Siyonizmin hâkimiyetlerine almak istedikleri bölgelerde kendilerine karşı duran veya durmaları muhtemel güçleri zayıflatmak için en çok kullandıkları araç fitnedir. Psikolojik savaş yoluyla kendilerini dünyaya "yenilmez güç" olarak lanse etmişlerdir. Ancak gerçeğin öyle olmadığını işgale karşı oldukça kısıtlı imkânlarla verilen mücadeleler göstermiştir. Bu sebeple onların karşı tarafı yıpratmada, etkisiz hale getirmede devreye soktukları en önemli araçları askerî güçleri değil fitnedir.
Siyonistlerin Lübnan'ı işgalde başarılı olabilmelerini sağlayan en önemli araç fitneydi. Bu fitne ateşi söndürülüp ülkede istikrar sağlanınca birkaç bin kişilik mücahit birliği bile işgalci Siyonistlerin Güney Lübnan'daki kalıntılarını ve para karşılığı onlara hizmet eden Güney Lübnan Ordusu adlı ihanet gücünü temizlemeyi başarmıştır. Şimdi Siyonistler kendilerini Güney Lübnan'dan çıkarmayı başaran o direniş güçlerinin gölgesinden bile korkuyor ve dağıtılmasını istiyorlar. Bu konudaki tüm taleplerinin reddedilmesi üzerine de ABD'yi devreye sokarak onun uluslararası baskı gücünü kullanmak istediler. Ama bu baskı gücü de yeterli olmayınca ABD ile işbirliği yaparak yeniden fitne ateşini alevlendirme amacına yönelik provokasyon eylemleri gerçekleştirmeye başladılar.
Siyonistlerle aynı telden çalan ve metot konusunda sürekli işbirliği yapan ABD, Irak'ı işgal ettiği tarihten bu yana sürekli fitnenin altyapısını oluşturacak faaliyetlere ağırlık vermeye çalıştı. Bu ülkede en çok etki gösterecek fitne ise Sünnilerle Şiîlerin birbirine düşürülmesi olacaktı. Çünkü nüfusun büyük çoğunluğunu Müslümanlar oluşturuyor, onların arasında da Şiîlerle Sünnilerin oranları hemen hemen yarı yarıya. Yani fitne ateşinin başarılı bir şekilde alevlendirilmesi durumunda birbirine denk iki önemli güç karşı karşıya getirilmiş olacak.
Son haftalarda ABD, her ne kadar kendi halkından ve dünya kamuoyundan gizlemeye çalışsa da Irak direnişi karşısında ciddi kayıplar vermektedir. Suriye'ye yüklenme ve Lübnan'ı karıştırma çabalarını şimdilik askıya almış gibi görünmesi de bu yüzdendir. Irak hükümetinin kurulmasından sonra direnişle uğraşma işini Iraklılara devredeceğini söylüyor ve kendi halkını da bu tür vaadlerle rahatlatmaya çalışıyordu. Ama öyle olmadı, tam tersine işgalcileri zayıflatan eylemlerin trendinde dikkat çeken bir artış oldu.
ABD kendisine kan kaybettiren direnişi zayıflatmak ve geri adım atmaya zorlamak için savunmasız insanlara yönelik saldırılar düzenledi; sonra da öldürülenlerin direnişçiler olduğu haberleri yaydı. Ancak bizzat Batılı haber ajansları bile söz konusu baskınlarda öldürülenlerin silahsız kişiler olduğunu dile getirdikleri gibi ABD'nin askeri kayıplarının resmi açıklamalarda verilen rakamların çok üstünde olduğu gerçeğini de gündeme taşıdılar.
Bütün bu gelişmeler karşısında bayağı zorlanan ABD'nin maşalarını devreye sokarak fitne ateşini alevlendirmek için yeniden yoğun çaba sarf ettiğini görüyoruz.
İşgalciler ve onların maşaları önceleri fitnenin, Şiî kanatta psikolojik altyapısını oluşturmak amacıyla el-Medâin şehrinde bir rehin alma olayını gündeme getirdiler. Hatırlanacağı üzere burada güya direnişçilerin yüzlerce Şiîyi rehin aldıkları ve Şiîlerden adı geçen şehri terk etmelerini istedikleri, aksi takdirde rehin aldıkları kişileri öldürecekleri tehdidinde bulundukları ileri sürüldü. Oysa bu tamamen komploydu ve bizzat İranlı yetkililer olayın bir komplo olduğuna dikkat çekerek Şiîlerin oyuna gelmemelerini sağlamaya çalıştılar.
Geçtiğimiz günlerde de, yeni kurulan hükümetin İçişleri ve Savunma bakanlığına bağlı bazı silahlı kişiler Sünnilerin camilerine baskınlar düzenleyerek vahşi bir şekilde insanları tutukladı, bazılarını da işkenceyle öldürdükten sonra adlî tıbba teslim ettiler. Şura Meclisi üyelerinden Hadi Ulvan en-Naîmî de bu şekilde öldürülenler arasındaydı ve görenler işkence yüzünden bedeninin tanınamayacak hale geldiğini dile getirdiler.
Irak Âlimler Birliği bu uygulamaların ülkeyi fitneye sürükleyecek son derece tehlikeli girişimler olduğuna dikkat çekerek İçişleri ve Savunma bakanlarının istifaya zorlanmasını istediler. Ne var ki adamların niyetleri zaten fitne ateşini alevlemek ve kuvvetli bir ihtimalle bunu işgalcilerin siparişleri gereği yapıyorlar.
Bu olaylar aynı zamanda Irak'taki işgalcilerin ve kuklalarının fitne terörü, işgale karşı verilen direnişin imajını yıpratma ve fitneyi ateşleme amaçlı provokasyon eylemleri karşısında dikkatli olmamız gerektiğini hatırlatmaktadır.
 
Ahmet Varol 19 Mayıs 2005 Vakit
avarol@vakit.com.tr