İncelik tekliftedir

Bayrama belâ ve musibetlerle girdik. Hayatın bütün sıkıntılarını yaşadık. Bazen, teklifle mükellef olduğumuzu hatırladık, bazen de mesuliyetten uzak şuursuz, duygusuz, vurdum duymaz. Çocuksu hareketler gösterdik. Musibetlere uğrayanlar kardeşlerimiz değilmiş gibi hareket ettik. Allah'ın yüklediği yükü unutarak kaçış yolunu tuttuk. Tıpkı çocuğun belâ ve musibet anındaki hareketi gibi davrandık.
Haneler perişan, masumların kolu kopmuş, gözü çıkmış. Baba ayakta duramaz. Çocuk onlarla üzülür, yardım etmeye çalışır. Yanına gelen bir arkadaşı olunca hepsini unutur. Cebinde taşıdığı taşlarla oynamaya başlar. Üter, ütülür, neticede evine döner. Kaldığı yerden yeniden başlar.
Biz Müslümanlar da çocuksu duyguları taşıyoruz. İçinde bulunduğumuz yükün ağırlığını taşıyamaz, bir kenarda oynamaya başlarız. Stresimizi, eğlencelerle unutmaya çalışırız. Allah'ın emrettiği farzları unutur, nafilelerle avunmaya, ihtiyaç olanını değil de, ihtiyaçlı görmek istediğimizi yapmaya çalışırız.
Her sene tekrarlanan umre ve nafile hacları hep böyle görürüm. Bir tarafta bütün bir dünyada sürünen, süründürülen, mazlum ve mağdur Müslümanlar; senden benden medet beklerken, aç, susuz ve sütsüz, ilaçsız ölümü beklerken, onlara uzanacak biberondan hayat umulurken, sadece kendimizi tatmin için gidilen yolculukları tasvip etmiyorum. Vazife yapıldığına inanmıyorum. Farzlar dururken nafilelerle avunulduğuna inanıyorum. Bu yolculukların bir bedeli vardır. Hepsi maddenin karşılığı ibadetlerdir. Tercihler yanlıştır. Yönlendirmeler kişileri yanlışa yönlendirmedir. Dünya Müslümanları durumu göz önüne getirilirse, bu hareketler kaçıştır. Egoistliktir. Çocukların mesuliyetten kaçıp arkadaşları ile oynadığına benzer bir harekettir.
İşlerden bunalırız, sıkılırız, çoluk çocuğu alır yazlıklara, denize, ormana gideriz. Eğleniriz, avlanırız. Denize gider kayık yaparız. Eve gelince musibet haberlerinden kardeşlerimizin olduğunu hatırlarız. Afganistan, Bosna, Çeçenistan, Irak ve Filistin'i hatırlarız. Hep kaçışlarla yükten kurtulmaya çalışırız.
Milyarlarla ölçülen arabalarımızla yarışırız. Daha iyisine kavuşmak için iddialarımız vardır, metrelerle konuşulan evlerimiz, lüks hayat ve en iyi yaşamayı seçeriz. Kendimizi tatmin için evin bir köşesine ufak bir mescit yaparız. Elimizde tesbihimiz, dilimizde tesbihatımız. O tarikat, bu tarikat der cemaate çıkmayız. Hayatı cam kavanozlarda geçiririz. Müslümanların halini görürüz de, elimiz cebimize gitmez. Mendilimiz gözümüzden hiç düşmez. Müslümanlığı kimseye bırakmayız. Bir tarafta materyal oyunu oynar para kazanırız, diğer taraftan eve koşar mescidde kendimizi buluruz. Bu ikilem arasında ömrü bitiriyoruz. Hep çocuksu duygular taşıyoruz da, Allah'ın verdiği yükü taşımıyoruz. Allah'ın emirlerini Allah'a ödetmeye çalışıyoruz. Farz ve vacipleri unutuyoruz, nafile ve müstehaplarla avunuyoruz. Yükü taşıyamıyor, oyunlara kaçıyoruz.
Cihat farz, mağdura yardım farz, mücahide silah farz. Mağdurun elinden tutmak, yetimi, öksüzü, açları açıkları düşünmek hep farz. Nafile hac ve umre, ismi üstünde nafile. Farzlardan kaçıp nafilelerle avunma da nafile!
Her mesele mesuliyetsizlikten geliyor. Tercihlerin ağırlığını ölçememekten geliyor. Bu günün Müslümanının, oyun, eğlence ve boş zamanının olmadığını bilmemesinden geliyor. Allah'ın cihada verdiği değere itibar etmediğimizden geliyor. Ahiret nimetini dünyada alamadığımız tercihi maddeden yana kullandığımızdan geliyor.
Biz Müslümanız, inancımız uğrunda mücadele etmekle mükellefiz. Kaçmadan, gocunmadan, çocuksu duygulara sığınmadan, Allah'ın üzerimize yüklediği tekliflerin önce farzından başlayalım, sonra nafilelere zaman kalırsa derece yükseltmesine gidelim.
 
Duran Kömürcü 7 Kasım 2005 Vakit
dkomurcu@vakit.com.tr