İnançta ikilem yoktur

Bir arkadaşım geldi, sohbet ediyoruz. Söz dönüp dolaşıp Müslümanların sistemle uyuşmazlığına dayandı.
Bana; "İslâm fıkhında Dâru'l İslâm-Dâru'l Harp kavramı vardır. Müslümanın da harbî olabileceğini gösterir. Her yerde, bütün zamanlarda Müslümanlar hür olacak, hür kalacak diye bir şart yoktur. Arzu edilse de olmuyor. Adı üstünde, harptir; yener de yenilir de... Yenince Dâru'l İslâm, yenilirse Dâru'l Harp hukukunda yaşar. Her iki durumda da farklı mesuliyetleri taşır. Şimdi ise, laik hukukun geçerli olduğu bir idaredeyiz. Bunu neden kabul etmiyorsun?" sorusunu sordu.
Kendisine dedim ki; "Buna durum tesbiti denir. Türkiye'deki Müslümanların aklından çıkarmayacağı bir husustur. Benim de sık sık üzerinde durduğum bir meseledir. Yazılarımın ana teması bunu içerir. Ben bu gerçeği hep kabul etmişimdir. Hareket noktam burasıdır. Biz bir vatandaşız. Onun kuralları ile oynuyoruz. Benim isyanım kendimizedir, halimizedir, bizden gözükenleredir. Dâru'l Harp kabul etmeyenleredir. Beşeri hukuku, ilâhî hukukun üstünde görenleredir. Bu durumdan ızdırap duymayanlaradır. Batıldan medet umanlara isyan ediyorum."
Arkadaşım, "İnsafsızlık etmiyor musun? Sistem göz açtırıyor mu? Vatandaşı kendisine uyarlamak için az mı payeler veriyor, çıkarlar temin ediyor! Hep aynı mekanizmada yetişmedik mi?.." diye soruyor. Ben de cevaben;
"Buna itiraz etmiyorum. Etmem de mümkün değil. 'Güneş balçıkla sıvanmaz' kaidesi geçerlidir. Müslümanın sistem karşısındaki zaafı beni endişelendiriyor. Sistemle bütünleşmişiz. Yaşadığımız küfür sisteminden bile rahatsız değiliz. Belki de kalbimizde şüphe durumları var. Farkında değiliz. Ablukaya alınmışız. Biz konuşuluyoruz, konuşan biz değiliz. Gündemin bütün noktalarında İslâm var, ancak gündemi idare edenler Müslüman değil. Bütün konular İslâm üzerine dönüyor, ancak döndürenler Müslüman değil. Her halükârda karar veriliyor, ancak karar verenler inançlı değil. Hep aleyhte, hep mahkûmuz, ancak mahkûm edenler Müslüman değil. Görsel yayınların sayfalarında birinci menü inanç, ancak sofraya davet edilenler Müslüman değil. Ya da azınlıktadırlar, kanunlarla çerçeveli konuşmak durumundadırlar.
Bu sistem, beyin yıkama ameliyesindedir. Her vatandaş ikilemli olsun, tercihinde kendisi bulunsun ister. Toplum da sistemden yana.. Müslümanlarla beraberken, Müslüman görünsün. Herkes Müslümandır, ama hepsi Müslümanlığın karşısındadır. Hepsi Müslümanım der de, Müslümanlık nedir bilmez" diyorum.
Arkadaşım, "Buna da şükretmek gerekmez mi? Hepsi 'Müslümanım' diyor" dedi. Ben de;
"Evet, ama Allah'ın istediği Müslüman değil, laiklerin Müslümanlığı.." derken, arkadaşım söze karıştı:
"Allah Resûlü'nün 'Kalbini mi yardın?' buyurduğu hassas bir bölge. Dikkat edilmesi gerekmez mi?"
Dedim ki; "Bak dostum! O hadise ile bu hadise mukayese edilmez. Birinde korku ile de olsa 'Ben Allah ve Resûlü'ne inandım, teslim oldum' tasdiki var, teslimi var. Burada ise; zorlama yok, icbar yok, istek yok, sadece 'Biz de Müslümanız' kelimesi var. Bu kelimenin dışında şahadet bile yok. Sözde inanmak var, dilde tasdik yok. Fiili-işi fâsık, kâfir ve münafıklığa uygun; söyleminde 'Ben Müslamanım' var. Bütün bunlara rağmen onu yadırgayamayız. Müslüman kabul ederiz. Müslüman gibi namazını kılar, mezarlığa gömeriz.
Sözlerimizi bir noktada düğümlersek; kimsenin kimseye kızmaya hakkı yoktur. Kendimizin tesbitini yaparsak, laikliğin şemsiyesi altındaki Müslümanlarız. Şuurlular için Dâru'l Harp hukukunun işlediği ve işletmeye çalıştığı inancın ortamındadırlar. Rahmeti Allah'tan istemektedirler. Bir grup 'Müslümanım' diyenler de, laikliğin himayesinde mükâfatını sistemden almaktadır. Anlayacağınız; ya Müslüman var, ya da yok. İnançta ikilem yok."
 
Duran Kömürcü 21 Kasım 2005 Vakit
dkomurcu@vakit.com.tr