|
İman fukaraları
Ortamı gözlüyorum, gençleri izliyorum, kadınlara bakıyorum da bu çılgınlık nedir? diyorum. Sonra da onları suçlu bulmaktan utanıyorum. Yetişme tarzlarını düşünüyorum. Kendi ortamımda toplumu değerlendirmek gibi bir hatanın içine giriyoum. Ya ben de onlar gibi yetişseydim. Annem direnmese, babam öğretmenlerin isteği yönünde hareket etse de köy enstitüsüne gitseydim, normal ilkokul ve liselere devam etseydim, şimdi nasıl olurdum? Orada ne var ki demeden, şu hatıramı aktarayım. İlkokul üçüncü sınıfımdayım. Pazar günleri elime Elif-Be'mi alır camiye giderdim. Bir akşam ilkokul öğretmeni de gelmişti. Hizmetine koştum. Tesbih götürüp getirdim. Ertesi günü bu havamla okula koştum. Hiçbir talebenin erişemediğine ben erişmiştim. Hocamın beni tahtaya kaldırıp aferin demesini bekledim. Kendimdeki sevinci, enerjiyi hâlâ hissederim. Öğretmenim benim için geldiğini bilmiyordum. Pencereden o günkü okuduğum "Allahümme salli Ala Muhammed" salavatını dinlediğinden habersizim. Saf ve temiz duygularla iltifat bekliyorum. Sevinçle tahtaya koştum. Bana: -Ulan sığır... Din dersi okumanın yasak olduğunu bilmiyor musun?" Kulaklarım çatırdadı. Başım tahtayla kaç defa buluştu bilmiyorum. Bildiğim, sevincimin doruğunda yediğim dayağa ağlayamadım. Ağlamasını bilemedim. Bizim nesil hep böyle yetişti. İlk, orta ve lise talebelerinde Allah yasak, Peygamberimiz ambargolu. İnanmak tehlikeli bir oyundu. Camiye ihtiyarlar giderdi. Gençler takip edilirdi. Sosyal hayatta, sistemin içinde, resmî kuruluşlarda din yasaktı. Onları hatırlayınca, hayatında dinin şefkatini tatmamış insanların durumu gözümün önüne geliyor. Bugün dünden farklı mı? Farklı olan herkesin dinden haberdar olmasıdır. Haberi de kendi yorumu içinde bulunmasıdır. Hepsinin Müslümanlığı kimseye bırakmadığı yaşadığına, yaşadığına bakıp, "Sen Müslüman mısın?" sorusunu sorsan hakaret kabul eder. "Ben Müslümanım, din ayrı devlet ayrıdır. İbadet ayrı, kabahat ayrıdır" der. Cenazesini başkası kaldıracak, mezarda dua, evde mevlitle cenneti kazanacak. Yazılarımızın temelinde bu vardır. Bugün, dinsizi Müslüman etmenin ötesinde, Müslümanım diyenle uğraşmak durumundasın, imanındaki pürüzleri, boğumları, çıbanları tedavi etmek mecburiyetindesin. Bugün Müslümanım diyen, beyni tümörlü, kalbi delik bir durumundadır. Yanlış bir müdahale onu küfre götürebilir. Kaş yapacağım derken göz çıkarabiliriz. Çünkü dengeler çok hassaslaşmıştır. Ameline bakınca kâfir, ifadesine bakınca mü'min bir toplumu yaşıyoruz. Böyle bir ortamda, suçlamak mı yoksa acımak mı lâzım bilmiyorum? Bizim zamanımızda bu zamana kadar yetişenlerin çoğunluğu iman fukarası. İşin garibi, bilmediğini de bilmiyorlar. Kur'an'dan habersiz, kendilerine öğretilen dini tekrarlarlar. Nereye çekerken oraya gider. Ölçüsü, tartısı, ağırlığı, hafifliğini rejimlerden alırlar. Ne kadar insan varsa o kadar da Müslüman vardır. Suç onların değildir, inancın hiç değildir. Yetişme tarzın bu noktaya getirebilir, seni İslâm adı altında dinsizliğe götürebilir. Bununla kurtulamazsın, kurtaramayız. Her şeyde öne sürdüğün aklı kullanarak Allah'ın emirlerini araştırabilirsin. Ergenlik çağından sonrasına hiç kimse bir şey yapamaz. Kendi kaderini kendin seçmelisin. Bize de, genç kızların yanmasına, delikanlıların batılda kalmasına, etrafın kâfir olmasına yanmak kalıyor. İman kişiye özeldir. Başkası müdahale edemez. Ancak, ikaz eder. Duran Kömürcü 27/08/2005 Vakit |