|
İlim taleb etme sevdası
Biz Müslümanların inanç lügatında ilim, İslâm'ın hayatı kabul edilmiştir. İlmin olmadığı yerde İslâmî hayattan söz edilemez. İlim imanla hidayete ermişlerin ışığıdır. İlim tahsil etme yolu, aynı zamanda cennet yoludur. Rasûlüllah (sav) buyuruyor: "Her kim ilim elde etme yoluna girerse, Allah onun cennet'e giden yolunu kolaylaştırır." (Sünen-i Tirmizi, ilim: 28) Allahû Teâla'nın arzında mü'min insan ilim elde etme yolcusu ve bu yolun sevdalısıdır. Çünkü Allahû Teâla'nın rızasını kazanmanın yollarından birisi de, sadece ve sadece O'nun rızası için ilim tahsil etmektir. Tabiî ki, Allah'ın rızasını kazanmak, dünyaları kazanmaktan daha evladır. Bundan ötürüdür ki; Allah'ın arzında ilim taleb etmeyi sevdaya dönüştürmek, tarih boyunca mü'min insanların mümeyiz bir vasfı olmuştur. Evet, ilim tahsil etme işi, bir sevda işidir. İslâmî bir hayat yaşayanlar, ilim tahsil etme yolunu cennet yolu bilip onu sevdaya dönüştürenlerdir. Bu hususta "Müslümanlar tarihi" şeref levhalarıyla doludur. Bakınız Ahmed b. Hanbel (Rh.a.), küçüklüğünde, daha sabah ezanı okunmadan kalkar, ders verilen yere gitmek isterdi; fakat annesi elbisesine yapışır, "Hele bir sabah olsun, oğlum!" diye onu evde zor tutardı. Büyüyüp de hadis öğrenmeye başlayınca, devrin ünlü muhaddislerinden hadis rivayet etmek için büyük sıkıntıları göze alarak şehir şehir dolaştı. Yemen'de yaşayan Abdurrezzak İbni Hemmam (Rh.a.)'den hadis rivayet etmek istiyordu; ama oraya gidecek parası yoktu. Kervancıların yanında deve bakıcılığı yaparak hocasının yanına gitti. Senelerce süren hadis tahsilini bitirdi, meşhur bir muhaddis oldu. Bu defa talebeler ondan hadis öğrenmek için İslâm dünyasının dört bir yanından Bağdat'a koştu. O sıralarda Abbasî halifesi Me'mun'du. Mûtezile mezhebine giren Me'mûn, bu mezhebin tesiriyle bütün âlimleri "Kur'an'ın mahlûk" olduğu yani sonradan yaratıldığı fikrini benimsemeye zorladı; kabul etmeyenlere işkence etti. Ahmed b. Hanbel (Rh.a.), bu düşünceyi kabul etmeyenlerin başında geliyordu. Onu da hapse attılar. Tam iki yıl dört ay süreyle işkence ettiler. Ama o görüşünden hiç vazgeçmedi. Bunun üzerine onu zindandan çıkarıp evinde tam beş yıl süreyle göz hapsinde tuttular. Hadis okutmasına, hatta Cuma namazına gitmesine bile izin vermediler. İşte o sıralarda Endülüslü hadis öğrencisi Bakî bin Mahled (Rh.a.), Ahmed İbni Hanbel'den hadis okumak için Bağdat'a geldi. Onun en büyük emeli, öğrendiği hadisleri, o zamanlar İslâm dünyasının en batısında yer alan ülkesindeki Müslümanlara öğretmekti. Bakî bin Mahled (Rh.a.), Bağdat'a varıp da Ahmed bin Hanbel'in evinde göz hapsinde tutulduğunu, kimseye hadis okutmadığını duyunca çok üzüldü. O zamanlar hadisler mutlaka hocadan okunur, ondan icazet alınır, başkalarına da yine bu yolla öğretilirdi. Bakî bin Mahled (Rh.a.), bir gün fırsatını bulup Ahmed bin Hanbel (Rh.a.)'in evine gitti, kendisini tanıttı. "Beni başkalarıyla bir tutmayınız, ben çok uzaklardan geldim" diye yalvardı, yakardı. Ahmed bin Hanbel (Rh.a.) onun bu ilim aşkına ve ısrarına dayanamadı. Tehlikeyi göze alarak ona hadis rivayet etmeyi kabul etti. Bakî bin Mahled (Rh.a.), her gün dilenci kılığına girerek hocasının evine gidecek; o da mâkul bir sürede, kapı aralığında ona her gün üç hadis öğretecekti. Evet, Bakî bin Mahled (Rh.a.), hocasından uzun süre böyle hadis okudu. O tam bir ilim tahsil etme sevdalısı, aşığıydı. Bugünün İspanya'sı olan Endülüs'ten Doğu ülkelerine iki defa seyahat etti. Birinci seyahati tam yirmi yıl, ikinci seyahati on dört yıl sürdü. Yetmiş beş yıllık ömrünün yarısı ilim yolculuğnda geçti. İşte ilim tahsil etmede bunlar, bizim öncülerimiz, önderlerimizdir. Bugün biz öncülerimizin, önderlerimizin bu ilim tahsil etme sevdalarına ne kadar sahip çıkıyoruz? Kütüphanesine aldığı kitapları açıp okuma zahmetine katlanmayan, onları okuma vaktini bulamadığını söyleyen Müslüman kendi halinden utanmalıdır. Altını çizerek diyoruz ki; biz Müslümanlar ilim tahsil etmeyi sevdaya dönüştürmedikçe saplantılardan kurtulamayız. Allah'ın rızasına muvafık olan ilim tahsili, bizi dinimize bağlayan altın zincirdir. Bu nedenle diyoruz ki; ilim tahsili terk edilemez, görünse de mezar. İlmi terk etmede muhayyer değildir ne genç ve ne de ihtiyar! İlim tahsil etmeyi terk eden mü'minin her gün bir parça dininden uzaklaşması mukadder. Dünyalara sahip olsa da yakasını hiç bırakmaz keder! Genç de olsa, ihtiyar da olsa usanmaz, ben Müslümanım deyip de Müslümanca yaşamak isteyen, ilim tahsil etmekten. Cehaletle iktifa eden Müslümanca yaşamaktan mahrum kalmakla birlikte kurtulamaz gafletten! İlimsiz olarak Müslümanca yaşamayı tasarlamakla kendimizi kandırmayalım. Allah yolunda ilim tahsil etme kimin sevdası, ancak Müslümanca yaşama onun başarısı!
Mustafa Çelik 13 Nisan 2005 Vakit
mcelik@vakit.com.tr |