|
İki cüppe, iki kişi... Vatikan'da din,
Ankara'da Bumin!
Mesaj gayet net ve açık... Vatikan'ın gözünde; "İslâmiyet" diye bir din, "Müslüman" diye bir din mensubu yok!.. Vatikan'ın yeni stratejisinde "dinlerarası diyalog ve hoşgörü" kavramlarına da yer yok!.. Daha birkaç gün önce yazmıştım; "Papa 16. Benediktus" gömleğini giyen Joseph Ratzinger, bu "tercih"iyle; sadece "misyonerlik faaliyetleri"ne hız vereceğinin mesajını vermekle kalmamış, aynı zamanda şu talimatı vermişti: "Misyonerler; faaliyette bulundukları ülkelerde din tebliği yapmakla yetinmeyip, onları Hıristiyan din adamı haline getirmek için de çalışmalıdırlar!" Evet; Ratzinger, "Papa 16. Benediktus" gömleğini giymekle, daha en başta bu mesajı vermiş oldu... Nitekim, önceki gün aynı gömlekle yaptığı konuşmada da, "verdiği ilk mesaj" bu oldu!.. Dedi ki; "Hıristiyanlığın mesajını yaymaya özen göstereceğim!" Papa, konuşmasının büyük bölümünü, "bu stratejinin önemine" ayırdı... İşin tuhaf tarafı; "Museviler" hariç, hiçbir din mensubunu ağzına almadı!.. Musevilerle ilgili olarak "Musevî halkına mensup kardeşlerimizle büyük bir ruhanî mirası paylaşmaktayız" dedi de, "Müslüman"lara veya diğer inanç mensuplarına dair tek söz etmedi!.. HANİ DİYALOG? Peki, "Müslüman"ları es geçmesi çok mu önemli?.. Bana sorarsanız, hiçbir kıymet-i harbiyesi yok!.. Bir "Müslüman" olarak benim varlığım Papa'ya bağlı değil!.. Ama bu konuşma, "diyalog, hoşgörü ve uzlaşma" gibi "ham bir hayâl"in peşinde koşanlar için "darbe"dir!.. Hani, atasözlerimiz arasında, "öküz öldü, ortaklık ayrıldı" diye bir söz vardır!.. Öyle görünüyor ki; "Papa 2. Paul"ün ölmesiyle de "dinlerarası diyalog" dönemi kapanmıştır!.. "Uzlaşma ve hoşgörü" dönemi de sona ermiştir!.. Öyle ya; "Papa 16. Benediktus" unvanını tercih eden Ratzinger, "diyalog ve uzlaşma" taraftarı olsaydı; "bir kelime" olsun, "Müslüman"lardan söz etmez miydi?!? Ama etmedi... "Musevi"lerden söz etti de, "Müslüman"lardan bahsetmedi!.. Bu da gösteriyor ki; Bugüne kadar sürdürülen "Hoşgörü... Uzlaşma... Dinlerarası diyalog" çalışmaları hiçbir işe yaramamış; "evli evine, köylü köyüne" dönmüştür!.. Argo ifadesiyle; "Tak sepeti koluna, herkes kendi yoluna" durumu hâsıl olmuştur!.. Dolayısıyla; "Dinlerarası diyalog"çuların tüm çabaları boşa gitmiştir!.. Hani, diyorum ki; O nefeslerini, o enerjilerini, o zamanlarını, keşke "dinlerarası diyalog" için değil de, "Müslümanlararası diyalog" için harcasalardı!.. Herhalde, çok daha hayırlı bir iş yapmış olurlardı!.. İşte gelinen nokta... "Papa öldü, diyalog bitti!" Ya da; "Tak sepeti koluna, Herkes kendi yoluna!" Hep öyle olmaz mı; İlişkilerin, arkadaşlıkların, dostlukların, diyalog veya uzlaşmaların sağlam bir temele oturup-oturmadığı, "yol ayrımı"na gelindiğinde belli olmaz mı?.. Yine öyle oldu... "Yol ayrımı"na gelindi ve herkes "kendi yoluna" yürüdü!.. "DİN"E YÖNELİŞ! Haa, şu da var: Önceki gün "Papa 16. Benediktus" cübbesini sırtına geçiren Joseph Ratzinger'in bu sözleri; aynı zamanda "Katolik" ve "Protestan"ların da "yol ayrımı"na geldiğinin bir işareti olarak yorumlanmalıdır!.. Bundan böyle; "Katolik"ler, sadece biz "Müslüman"larla değil, "Protestan" olan Hıristiyanlarla da "gerilim" yaşayacaktır!.. Bu, aynı zamanda; Avrupa ve Amerika'nın da karşı karşıya gelmesi demektir!.. Bundan böyle; Katolikler ve Protestanlar arasında da "gerginlik"ler yaşandığına şahit olursak, hiç şaşmayalım!.. Ama, sonuç itibariyle şunu söyleyebiliriz: Dünya; büyük bir hızla "din eksenli bir ayrışma"ya doğru ilerliyor... Kim ne derse desin, kim nasıl düşünürse düşünsün ve kim ne yaparsa yapsın, bundan sonrasının dünyasında, "en belirleyici etken, din" olacaktır!.. İnsanlar ve ülkeler, "beşerî ideoloji ve sistemler"le değil, "din aidiyetleri" ile anılacaklardır!.. "Kapitalizm, Komünizm, Liberalizm" bir tarafa, "din" bir tarafa!.. İster istemez, Türkiye de bu "ayrışma"dan nasibini alacak ve "safını tayin etmek" mecburiyetinde kalacaktır!.. Yani Ya "öz"üne dönecek, ya da "toz" olup gidecektir!.. Bana göre; Josep Ratzinger, önceki gün, kendi sırtına geçirdiği "Papa 16. Benediktus" cübbesini, aynı zamanda "Avrupa"nın da sırtına geçirmiştir!.. Bu "fotoğraf" iyi okunmalıdır!.. BİR BAŞKA CÜPPE! Fakat, ne yazık ki, dün; "bu fotoğrafın iyi okunamadığını" gördük!.. Genelkurmay Başkanı Org. Hilmi Özkök'ün, sırtındaki "asker üniforması" ile yaptığı konuşmada; "Türkiye bir İslâm devleti de değildir, bir İslâm ülkesi de!.. Türkiye, laik bir devlettir!" şeklindeki sözler sarfetmesinden sonra, dün de Mustafa Bumin'in "Anayasa Mahkemesi Başkanı cübbesi" ile yaptığı konuşma, "gidişatın iyi tahlil edilemediğini" gösterdi!.. Sayın Bumin, dün; "Avrupa'dan da katı... Avrupa'dan da laik" bir görüşe sahip olduklarını, şu sözleriyle koydu ortaya: ''Türkiye'de din ve din duyguları ile dince kutsal sayılan şeylerin istismar edilerek oya çevrilmesi batı ülkelerine göre çok daha kolay ve olağan olduğundan geçmişte bu yola başvuran partiler laiklik karşıtı bu eylemleri nedeniyle Anayasa Mahkemesi'nce kapatılmış, bu karara karşı AİHM'e yaptıkları başvurular da reddedilmiştir. Ülkemizde zaman zaman kimi parti yetkileri bayanların inançları gereği türban takabilecekleri, bu tür bir giysi ile yükseköğretim kurumlarına devama engel olunmasının Anayasa ile tanınan temel haklardan olan 'eğitim öğretim hakkı' ile 'inanç özgürlüğü'ne müdahale olduğu yolunda savlar ileri sürmüşlerdir.'' "MECLİS"İN DE ÜSTÜNDE! En sonunda da, "TBMM'nin de üstünde" olduklarını şöyle dile getirdi: ''Anayasa Mahkemesi ve AİMH'in başörtüsüne ilişkin istikrar bulmuş kararları varken, kimi yazılı ve görsel yayın organlarınca bu konunun gündemde tutulmaya çalışılması, kimi siyasal parti yetkililerince de yasal düzenlemeler yapılarak türbanla öğrenim yapma olanağının tanınacağı yolunda beyanlarda bulunulması, bu konudaki yargı içtihatlarını bilmemekten kaynaklanmıyorsa, din duygularını kullanarak siyasi avantaj sağlamaya dönük bir davranış biçimidir. Anayasa'daki laik düzenlemeler kaldığı sürece türbanlı kızların yükseköğretim kurumlarına öğrenci sıfatıyla, öğrenimlerinden sonra da resmi dairelere kamu görevlisi olarak girmelerini sağlayacak tüm yasal düzenlemeler Anayasa'ya aykırı olacaktır. Hatta bu konuda Anayasa'ya kural konulsa bile bu kez Anayasa'nın bu yeni kuralı Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'ne uygun olmayacaktır.'' Bu sözlerin özeti şu: "Başörtüsü yasaktır ve yasak olmaya devam edecektir!" Yalnız, işin tuhaflığı şurada: Sayın Bumin'in atıfta bulunduğu AİHM'in, adı üzerinde Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi'nin egemen olduğu ülkelerin "üniversite"lerinde hiçbir yasak yok!.. Bu ülkelerin üniversitelerinde, öğrenciler "başörtülü" olarak derslere girebiliyor!.. Bırakın "üniversite"lerini; "Devlet okulu" olmayan "ortaokul ve lise"lerinde de başörtüsü serbest!.. Ama Türkiye'de?!? Her yerde yasak!.. Üstelik; Bumin'in iddialarının aksine, bugüne kadar "başörtülüler ve başıaçıklar" arasında hiçbir "çatışma" yaşanmadı. Evet; Buna rağmen, Türkiye'de "Avrupa'dan da katı bir laiklik" anlayışı ve uygulaması halen devam ediyor!.. ....... Sayın Bumin'i sözleriyle baş başa bırakıp, ben yeniden "Papa'nın sözleri"ne dönmek istiyorum... Biraz önce ifade ettiğim gibi; Papa'nın sözleri, sadece Avrupa'nın değil, dünyanın da "yol ayrımı"na geldiğinin ilk mesajlarıdır!.. Merak ediyorum; Önümüzdeki herhangi bir zaman diliminde, herhangi bir "karşılaşma" ve "kapışma" anında, Türkiye "hangi safta" olacak ve "neye sarılacak"tır?.. Hele de; "En belirleyici etken" olarak, "din"in ön plâna çıktığı şu günlerde!..
Hasan Karakaya 26 Nisan 2005 Vakit
hkarakaya@vakit.com.tr |