İhvan ve diyalog

Bu sıralarda Arap dünyasında fikri ve siyasi gündemin en önemli konularından biri reform sürecidir. Bu çerçevede ABD'nin sunduğu reform paketlerinin yarar getirip getirmeyeceği tartışılıyor. İslâm dünyası genelinde, "Büyük Ortadoğu Projesi" çerçevesinde ele alınan "Ilımlı İslâm" projesi gündemi oluşturan önemli konulardan biri. Bir diğer konu ise bunların her ikisiyle birden irtibatlı olan "diyalog". ABD'nin Müslüman Kardeşler'le diyalog başlatma girişimi de bunun bir parçası. Bu girişim muhtelif tartışmaları beraberinde getirdi. Bu tartışmalarda işlenen ve vurgulanan hususlar ise ne yazık ki ABD'nin böyle bir konuyu gündeme taşırken hedeflediğine yarıyor, onun amaçlarına hizmet ediyor.
Biz inşallah, Arap dünyasındaki reform süreciyle ilgili tartışmalar hakkında size bilgi vermeye çalışacağız. Ayrıca son dönemde bayağı öne çıkan "Ilımlı İslâm" projesinin de arka planını kurcalamak istiyoruz. Ancak bu konularla ilgili yazılarımıza ABD'nin başta İhvan olmak üzere kitlesel desteğe sahip İslâmî oluşumlarla diyalog planından söz ederek başlamak istiyoruz.
Gürcistan, Ukrayna ve ardından Kırgızistan'da gerçekleşen yönetim değişikliği dünya kamuoyuna "kadife devrim" olarak yansıtıldı. Bu nitelemeyle birlikte vurgulanan iki husus vardı: Birincisi: ABD'nin dünyadaki otoritesini ve siyasi gücünü kullanarak buralardaki muhalefeti yönlendirmesi ve bu ülkeleri kendi yörüngesine oturtması. İkincisi: Uluslararası siyonizm tarafından yönlendirilen sermayenin gücünün kullanılarak söz konusu muhalefetlerin satın alınması. Bu sermayenin gücünü kullanarak satın alma sekreterliğini yapan kişi de uluslararası siyonizmin öne çıkmış isimlerinden George Soros'tu.
Bu iki hususun sürekli vurgulanması aslında ABD ve Siyonizm lehine önemli bir mesajın iyice zihinlere kazınması için yürütülen propaganda faaliyetlerine katkı sağlamıştır. O mesaj da şudur: "Artık ABD bir dünya otoritesidir ve ona muhalefet eden yönetimlerin ayakta kalması mümkün değildir. Muhalefet edenleri bazen Saddam'a karşı yaptığı gibi tepesine balyoz indirerek, bazen de Şvardnadze ve Akayev'e karşı yaptığı gibi kafasına kadife çuval geçirerek tasfiye eder. Gelişmeler aynı zamanda ABD kontrolü dışında artık yaprak oynamadığını gösteriyor. Öte yandan Siyonizm ABD'ye yön veren bir dünya gücüdür. ABD'ye giden yol da İsrail'den geçer. Bu sebeple İsrail'i karşınıza alarak tutunmanız mümkün olamaz."
Kırgızistan'daki olaylara paralel olarak Türkiye'de birilerinin adeta Bush'un ve Şaron'un resmi temsilcisi gibi konuşarak Tayyib Erdoğan'a mesaj vermeye kalkıştıklarını, ondan İsrail'le ilişkilerini geliştirmesini, geçmişte onu terör devleti olarak nitelemesinden kaynaklanan sorunu gidermek için ziyaretler düzenlemesini istediklerini gördük. Bu kişiler söz konusu açıklamalarıyla normalde ülkenin geleceğini önemsiyormuş havasına girseler de gerçekte bu ülkeyi ABD'nin ve Siyonizmin yörüngesine oturtarak tam sömürge haline getirmek isteyenlerden başkaları değildir.
Kırgızistan'da yaşananlar aslında iddia edildiği gibi bir kadife devrim değil totaliter rejime karşı normal bir halk ayaklanmasıydı. Ancak ne yazık ki sözünü ettiğimiz propagandalarla oluşturulan hava işte o halk ayaklanmasını yönlendiren kadronun ABD yörüngesine oturtulmasını kolaylaştırmıştır. Bu da o kadronun ideolojik kimlikten ve temel ilkelerden yoksun olmalarından ileri geliyordu.
Kırgızistan'da yaşananların sıcaklığı devam ederken Mısır'da hareketlilik başladı. Ama buradaki olaylar "kadife devrim" olarak lanse edilebilecek nitelikten çok uzaktı. Çünkü burada her şeyden önce zaten ABD'nin yörüngesinde hareket eden, onun Arap dünyasına örnek olarak gösterdiği, İsrail'den sonra Amerika'dan en fazla maddi yardım alan bir yönetime karşı kitlesel hareketlilik başlamıştı. Üstelik buradaki hareketlilik içinde en etkili olan oluşum ABD'nin sürekli kendisine mesafeli durduğu Müslüman Kardeşler'di.
Bu durum karşısında ABD yönetimini düşündüren bir sorun ortaya çıktı: Mısır'da yaşananları ABD kuklası yönetime karşı özgür iradeyle ortaya çıkmış bir kitlesel hareketlik olarak kabul edecek miydi? Bu durumda artık dünyada ABD istemeden yaprak oynamadığı kanaati ciddi sarsıntıya uğrayacaktı.
İşte buna karşı ABD bir başka yönden hadiseye el atıp, kişileri ve toplumları yönlendirmede kullanılan zaaflardan yararlanma yoluna gitti. Bu amaçla hazırlanan proje ise "Müslüman Kardeşler'le diyalog" diye sunuldu. Bu projenin mahiyeti, amaçları ve bu konuda kullanılan zaaflar hakkında inşallah müteakip yazımızda bilgi vereceğiz.
 
Ahmet Varol 20 Nisan 2005 Vakit
avarol@vakit.com.tr