| Hürriyet
Ben mi huzursuzum, yoksa huzurumu kaçıranlar mı var? Hz. İsmail gibi kul olmama engel mi olan, Hz. İbrahim gibi teslimiyetime mani olan mı var? Vazifem, farzları yerine getirmek değil mi? Mina topraklarında karşıma çıkan şeytanlarla mücadele, Arafat'ta iç muhasebe, Rabb'e teslimiyet değil mi? Bunu bildiğim halde, huzursuzluğum neden? Rabb'e gidişte engel var. Peygamber'e ulaşmada maniler var. Müslüman kalmada mücadeleler var. Dün kutsal topraklara engel olanlar, bugün İslâm'ı yaşamada Rabb'e kulluk simgelerine engel olmaktadırlar. Doğrudan müdahale yerine, özünü parçalamakla ibadetin gayesini saptırmaktadırlar. Kâbe'yi ziyaret edersin, ama toprak bastı parası, binit parası, şirketleri seçme yetkileri... Kurban kesebilirsin, eti senin, kemiği senin, ama derisi benim... Bunları düşününce kurbanı kesme şartlarından hürriyet yok oluyor. İbadetler başkalaşıyor, ciddiyetini kaybediyor. 'Oruç tutana, namaz kılana mani mi olunuyor?' mantığı ortaya çıkıyor. Mani olunmuyor da, namaz vakti camiye gidenlere soruşturma açılıyor. Her şey iç içe. Dinin emirleri yozlaştırılıyor. Sistemler, kendilerini korumak için dini kullanıyor. Kendi kutsallarını dinin mukaddesleri ile karıştırıp, kendi çıkarına kullanıyor. Yapısı dine ters olan sistemler, dinle mücadeleyi senin çocuğuna verdiği silahla yapıyor. Çocuğun da, "Ne yapayım, vazife!" diyerek, sistemin kutsadığını, inancın mukaddesi ile karşılık veriyor. Müslüman; kurbanın olmadığı, emirlerinin geçersiz olduğu bir sistemde ibadetini nasıl yapacak, şartları ne olacak? Farzlar nasıl işlenecek, vacipler nasıl yerine getirilecek? Allah'ın farz kıldığı tesettürün yasak olduğu bir beldede, dini hürriyet ne olacak? Gayeden uzaklaşan ibadetler, ibadet değildir. Allah'a kulluğun özü ortadan kalkmaktadır. Sistemlerin müsaade ettiği kadar bir ibadet yapılıyor, o da Allah için yapılan ibadet değildir. Evet, kurbanı keselim, Kur'an'da belirlenen kulluğu gösterelim. Hz. İbrahim gibi teslim olalım. "Madem ki Allah emretti, öyleyse yerine getiriniz" emrini kalbimizde de duyalım. Kulluğun sınırlarını tanıyalım, Allah'a kulluk ile sistemlere kulluğu karıştırmayalım. Sistemlerin gölgesi, Allah'a ulaşmaya engeldir. Hiç düşündünüz mü; dini yaşamanın yasaklandığı bir ülkede, üçyüz bin hacı müracaat ediyor, organizesini de sistem kendisi yapıyor. Yiyeceğinden yatacağına kadar, gidip gelmesine kadar hep onun organizesinde. Camilerde imamlar bulunmazken, her otuz hacıya bir hoca tahsis ediliyor. Hizmet mi, rant mı? İbadette rehberlik mi, yoksa yönlendiriş mi? Kafa karıştırmayalım. Herkesin kafası yerinde. Kalbi hac yolunda, kalbi Allah'la. Hiç kimsenin içine girip, düşündüklerini inceleyemeyiz. Bizi rahatsız eden; inancımızın özünün bozulması, ibadetlerdeki tercihlerdir. Hz. İsmail de, Hz. İbrahim de, Hz. Muhammed de, "Bir" olan Allah'ın yolundadırlar. Onun Bir'liğini tasdik ile görevlidirler. Yabancı, yasakçı unsurları kabul etmezler. Özünde teslimiyet ve kulluk vardır. Kurban budur, kurbanlık budur. Hürriyet, Allah'ın emrine bağlılıktır. Hürriyet; etkisiz, tepkisiz, sadece Allah'a bağlanmak, Allah'ın dinini özünde halis kılmaktır. Duran Kömürcü 9 Ocak 2006 Vakit |