| Hoşt hoşt sakin ol... Salyalarına
hakim ol! Dün gazetede değildim... Dolayısıyla, "Cumhuriyet aşkına, sahip çıkın Yücel Aşkın'a" diyenlerin, şu anda sevinçli mi, hüzünlü mü olduklarını bilemiyorum!.. Ama, bu "komedi"nin sonunu çok merak ediyorum!.. Çünkü, geçen "duruşma öncesinde", hastane doktorları tarafından şöyle bir açıklama yapılmıştı: "Eğer tahliye edilirse, doğrudan evine gidecek!.. Tutukluluğunun devamına karar verilirse, tekrar hastaneye getirilecek!" Nitekim, dedikleri gibi de oldu!.. Siz, hiç böyle bir "komedi" gördünüz mü?.. Ya da, "yargıç kararına göre değişen" böyle bir "hastalığa" şahit oldunuz mu?.. Düşünün hele; Rektör Yücel Aşkın, öyle bir hastalığa(!) düçar olmuş ki; tahliye edilirse "iyileşecek", ama tutukluluğu devam ederse "iyileşmeyecek!" Demek oluyor ki; "Borsa"nın siyasî kararlara endeksli olması gibi, "Aşkın'ın hastalığı" da, yargı kararlarına endeksli!.. "Tutukluluğa devam" derlerse "hasta!" "Tahliye" kararı çıkarsa, dooğru eve!.. Aynen, "Elma dersem çık, armut dersem çıkma!" oyunu gibi bir şey!.. Zaten bir "oyun" oynanıyor!.. Eğer "elma" demişlerse, derhal "hastane"den çıkacak ve "doğru eve" gidecek, eşi Oya Hanım'la birlikte "Yılbaşı"nı kutlayacak!.. "Armut" demişlerse; Rektör, ayvayı yedi!.. Anlayın artık, nasıl bir "hasta" olduğunu!.. BİRİ YOSMA... ÖTEKİ FLÖRT! Hani, hep derim ya; "Türkiye'de kanunlar, örümcek ağına benzer!.. Eşek arıları deler geçer, bal arıları takılır kalır!" Bu "yaman çelişki", sadece "kanun"larla da sınırlı değildir!.. İşin doğrusu, hayatın her alanında; "suç"lar veya "masumiyet"ler, "güç"e göre değişiyor!.. Tıpkı, "vazoyu kıran"a göre değiştiği gibi!.. "Hizmetçi kırarsa ceza, evin hanımı kırarsa kaza!" Hele söyleyin, "kenar mahalle"lerden birinde, bir kız ve oğlan elele görülse; kızın adı hemen "yosma"ya çıkmaz mı?.. Ama aynı şey "sosyete semti"nde olduğunda, bunun adı "flört"tür!.. Bu gibi örnekler çok... Meselâ; "gariban bir genç kız" veya kadın; köyündeki "dilek ağacı"na "çaput" bağlasa, ya da filanca zâtın "yatır"ının başında dua etse, bunun adı "hurafe"dir!.. Çok doğru, "dinen" de "hurafe"dir!.. Çünkü bizim dinimizde "aracı"ya ihtiyaç yoktur!.. Ne istenecekse, doğrudan "Allah"tan istenir... Bunu, kim "böyle" söylerse, doğru söylemiş olur!.. Ancak, "köydeki dilek ağacı" veya "yatıra adak" adamayı "hurafe" sayan kartel gazeteleri; kalkıp da, "Ayın Biri Kilisesi'ne büyük ilgi!.. Burada dağıtılan sudan içen veya mum yakanların dilekleri kabul olunuyor" diyerek "kilise pompalaması" yaparsa, işte orada "Oha!.. Çüşş!" deme hakkım doğar!.. Çünkü buna, "hurafede ikiyüzlülük" derler!.. Ne yani, köylü kızınınki "hurafe" oluyor da, sosyete dilberlerinin yaptığı "çağdaşlık" mı?.. BAKIRKÖY'DE DİLEK AĞACI!!! Dahası da var: Köydeki "Dilek Ağacı"na çaput bağlamak hurafe, ama "Noel Ağacı"na bilmem ne bağlamak "çağdaşça" tavır!.. Alın işte, CHP'li Bakırköy Belediye Başkanı Ateş Ünal Erzen de, bu çifte standartçıların son örneğini sergileyenlerden biri!.. Bakırköy'de bir "Dilek Ağacı" oturtmuş mağazalardan birine!.. Çocuklar; bir hafta süreyle, bu ağaca "dilek"(!) bağlayıp, talepte bulunmuş!.. Aynı işi, bir AK Partili Belediye Başkanı yapsaydı, kalıbımı basarım ki; "hurafeci" diye yaygarayı koparırlardı!.. Ama, CHP'li Ateş Ünal Erzen yapınca, "çağdaş bir girişim" olarak pompalanıyor!.. Sorarım size; "anlam" itibariyle, bir ağaca "çaput bağlamakla "istek" bağlamanın ne farkı var?.. Hiçbir farkı yok... Ama, bu işi "bir ücra köy"de yaparsan "hurafe" derler!.. Kadıköy veya Bakırköy'de yaparsan "çağdaş" olursun!.. Çünkü efendim, "onlar CHP'li"dir!.. Sırası gelmişken sorayım; "Ünal" beyimiz "Noel Baba"lığa falan mı soyundu acaba?.. Eğer öyleyse, bu da bir "hurafe" değil mi?.. BİZ "SAF"IZ... O, "KARIŞIK!" Dedim ya, bu ülkede "yapılan" veya "söylenen" değil, "yapan" veya "söyleyen" önemlidir!.. Hükümler, "adamına göre" değişir!.. Meselâ, şu Bekir Coşkun vak'ası!.. "Köpeksever Bekir"in, başörtüsü tartışmaları için "ulusal salaklık", başörtüsü takanlar ve örtü özgürlüğünü savunanlar için "salak" ve çözüm için ısrar edenler için de "saf" dediğini biliyorsunuz!.. Evet, "Köpeksever Bekir" bunları demiş!.. Şimdi bir "Köpeksavar" olarak, ben de kalksam ve "asıl salak sensin" desem, biliyorum ki, "suç" olur!.. Çünkü, kanunlar böyle!.. "Genelleme" yaptın mı, paçayı kurtarıyorsun!.. Ama, "kişiye özel" bir lâf ettin mi; işin yoksa "manevî tazminat dâvâları"yla uğraş!.. İşte bu yüzden, Bekir Coşkun için "salak" veya "ahmak" diyemiyorum!.. Aslında, ne diyeceğimi "gayet iyi" biliyorum da, hem "yasa"lar, hem de "edebim" müsaade etmiyor!.. Fakat, şu "saf" ithamı konusunda herhalde birkaç kelâm edebilirim... Doğru söylüyor, bizler, gerçekten "saf"ız!.. Saf, yani "temiz", yani "berrak", yani "katkısız", yani içimizde "yabancı nesne" yok!.. Bizi "saf" olmakla suçladığına göre; demek oluyor ki, kendisi "saf", yani temiz değildir!.. "Berrak" değildir, "katkısız" değildir!.. İçinde "yabancı nesneler" vardır!.. "Saf"lığı hor ve hakir gördüğüne göre, demek ki, kendisinde bir "karışıklık" var!.. Neresi "karışık"tır, neresinde, nasıl bir "yabancı nesne" vardır, orasını kendisi bilir!.. Ben, bir tek karısının "yabancı" olduğunu biliyorum!.. Belki de "kafasını karıştıran" odur!.. KÖPEKLE ÖZDEŞ BİRİSİ! "Din taciri" ithamına gelince... Farzedelim ki, biz "dinci"yiz, yani "din" söylüyor, "din" yazıyor, "din" satıyoruz!!! Peki, "kendi gazetesi" veya yazdığı "dergi" ne yapıyor?.. Ne yani, her gün "çıplak karı fotoğrafları" basıyorlar diye, onlara da "kadın tüccarı" mı diyeceğiz?!? O işi yapanlara, galiba "P.....nk" diyorlardı!.. Şimdi biz de, "kadın pazarlamacısı" mı diyelim kendilerine?!? Kaldı ki, bildiğim kadarıyla patronları da "porno yayın"dan mahkûm olmuştu!.. Sahi, Bekir Coşkun'un, bir de "Pako" adlı köpeği vardı... "Bebeği" gibi severdi "köpeği"ni!.. Hatta, "Bekir Coşkun" olarak değil de, daha çok "Pako'nun babası" olarak bilinirdi!.. Gerçi Pako öldü, erkek miydi, dişi miydi onu da bilmiyorum!.. Eğer yaşasaydı ve "enik"leri olsaydı, herhalde "Bekir'in torunları" derlerdi o eniklere!.. Çünkü Bekir, köpeğini bu kadar severdi!.. O kadar "bütünleşmiş" ve "özdeşleşmişti" köpeğiyle!.. Eee, "köpek"lerle bu kadar "içli-dışlı" olan bir adamdan da, "insan"lara, hele hele "saf, temiz, berrak başörtülü" hanımlara sempati duyması herhalde beklenemez!.. Ne demiş eskiler; "Bana arkadaşını söyle, sana kim olduğunu söyleyeyim!" Bırakın arkadaşlığı, "iflah olmaz bir köpeksever"den, kalkıp da "insanseverlik" beklemek, herhalde eşyanın tabiatına aykırı olurdu!.. Ya, "başörtüsü"ne sahip çıkanları, "Ortaçağ'da kalanlar" diye itham etmesine ne demeli?!? Ortaçağ, "Müslümanlar" için değil, "Hıristiyanlar" için karanlık!.. Ama, Bekir bunu bilemez!.. Çünkü o, "çağ"lara da, "karısının gözüyle" bakar!.. Yanılmıyorsam; karın "Hıristiyan"dı, değil mi Bekir?!? "TAŞ"LAR BAĞLI, "PAKO"LAR ÖZGÜR! Neyse, lâfı daha fazla uzatmayayım... Böylesine "köpeklerle hemhâl" olmuş ve adı "köpeklerle özdeşleşmiş" birine; şimdi kalkıp da "h..." desen, suç olur!.. Kalkıp "taş" atmaya niyetlensen, o da mümkün değil!.. Çünkü Türkiye öyle bir ülke ki, "taş"lar bağlı, "Pako"lar özgür!.. Ve ne gariptir ki, "bu ne yaman çelişki" dediğimiz tezatlar, hayatın her alanında yaşanıyor!.. "Çağdaş" geçinenler, ülkemin bağrına öyle bir "bağdaş" kurmuş ki; ne "yosma"lara lâf söyleyebiliyorsun, ne "geriden kusma"lara!.. Onun için, siz siz olun; alışın bu "adamına göre muamele"lere!.. Canınızı sıkacağınıza, "duruma göre" hareket edin!.. Karşınıza "at" çıkarsa "ot" verirsiniz, "it" çıkarsa da "kemik!" Ne demiş atalarımız; "İte dalanmaktansa, çalıyı dolanmak evlâdır!" Yoksa, "kuduz" olabilirsiniz!.. Hasan Karakaya 29 Aralık 2005 |