|
“Hıristiyanlık da hak dîndir” diyen Nurcu olur mu?
İslâm’ın temel kitâbı olan Kur’ân-ı Hakîm, Müslümanların her namazda ve namazın her rek’atında okumalarını emrettiği Fâtiha Sûresinde, “mağdûbi aleyhim” ve “dâllîn” zümrelerinin sırât-ı müstakîmde olmadığını açıkça beyân eder. Peki, kimdir bu Kur’ân nazarında küfürde olan gürûh?
Bütün dünyâyı kontrol altına alan gizli
ecnebî zındıka komitesinin hinterlandına girmiş bu son asrın sahte ulemâsı
hâric, 1.400 senedir “Kur’ân ve Sünnet” çizgisinden ayrılmayan
muhakkık dîn ulemâsı, “mağdûbi aleyhim” gürûhunun “Yahûdîler”,
“dâllîn” gürûhunun ise “Hıristiyanlar” olduğunda ittifâk
etmişlerdir. Nitekim, Diyânet İşleri de, “Kur’ân-ı Kerîm, ehl-i
kitâbı kâfir saymakla berâber, müşriklerden ayırmış ve onların
yiyeceklerinin Müslümanlara helâl olduğunu bildirmiştir”(Diyânet
Takvimi, 6 Ocak 2006) ifâdesiyle, Yahûdî ve Hıristiyanların İslâm
inancına göre “kâfir” olduklarını belirtmiştir.
İslâm ulemâsının bu ittifâkı, Kur’ân’ın
sayısız âyetlerine ve Peygamber Efendimiz (sav)’in Ahmed ibn-i Hanbel,
İbn-i Hibbân ve Tirmizî’nin Adiyy ibn-i Hâtem (ra)’den rivâyet ettikleri
hadîsine dayanmaktadır (Reddü’l-Evhâm-2, s.162, Rahle Yayınları).
Son asrın İslâm Müceddidi Bedîüzzamân Said
Nursî Hazretleri de bu âyetleri aynen selefleri gibi yorumlamıştır.
Birinci Cihân Harbinde Müslüman Osmanlılar, Hıristiyan
İngiliz-Fransız-İtalyan-Rus ve Ermenilerle harb ederken; Pasinler
cephesinde avcı hattında beş yüz talebesiyle berâber “Milis Yarbayı”
üniformasıyla kâfirlere karşı cihâd eden Bedîüzzamân Hazretleri, aynı
zamânda at üstünde talebelerine bir Kur’ân tefsîri yazdırıyordu. İşte o
eserde “mağdûbi”yi îzâh ederken diyor ki: “Kuvve-i gadabiyyenin
galebe ve tecâvüzüyle tecâvüz ederek ahkâmın terkiyle zulüm ve fıska
düşmüşlerdir: Yahûdîlerin temerrüdü gibi!” (İşârâtü’l-İ’câz,
s.28)
Aynı eserde “dâllîn” gürûhu için de,
“Vehmin ve hevâ-yı nefsin akıl ve vicdânlarına galebesiyle, bâtıl bir
i’tikáda tâbi’ olarak nifâka düşenlerdir: Hıristiyanların safsatası
gibi” (age, s.29) ifâdesini kullanmaktadır.
Bedîüzzamân Hazretlerinin yukarıda adını
verdiğim Kur’ân tefsîrinin Arapçadan Türkçeye yapılmış tercümesi Latin
harfleriyle basılırken, “Hıristiyanların safsatası” ibâresi, sanki
Üstâd umum Hıristiyanları kasdetmiyormuş gibi, “bir kısım Nasârâdır”
şekline çevrilmiştir (Reddü’l-Evhâm-2, s. 161, Rahle Yayınları).
Metnin aslında olmayan “bir kısım” ilâvesini esere sokturan zındıka
komitesinin kırk yıllık sinsi bir çalışması sonunda, kendisine Nurcu
denilen grupların içine, “Yahûdî ve Hıristiyanların da hak dîn”
olduğu fikri sokulmuştur.
Son yıllarda kendisini Bedîüzzamân’a nisbet
eden ve Basında “Müslüman Calvenistlerin lideri” diye takdîm edilen
liderin grubunda İslâm’ın îmân esâslarına taban tabana zıt bu fikrin
açıkça savunulduğu zâten biliniyor da; “Bedîüzzamân’ın hizmetkârı”
olarak bilinen bir grup liderinin de, “Biz Hıristiyanlığın hak dîn
olduğunu biliyoruz”(Vakit, 5 Nisan 05) ifâdesini
kullanması ma’nidâr değil midir? Ki, böyle bir inancın, yukarıda açık
ifâdelerini gördüğümüz Bedîüzzamân Hazretleriyle hiçbir münâsebeti olmamak
gerektir.
Kökü dışarıda o gizli ecnebî zındıka
komitesinin el atması ile, Üstâd’ın son zamânlarında yakınına hizmet için
sokulan ba’zılarının iğfâl edilmesi, vefâtınden sonra ise o gizli zındıka
komitesinin soktuğu bâtıl fikri savunanların cemâatin lider kadroları
içinde yer almaları; bugün kendisine “Nurcu” denilen ekseri grup
mensûblarının dahi, netîcede İslâm inancının ve ülke menfaatlerinin
aleyhine olan “dinlerarası diyalog ve hoşgörü” safında
bulunmalarını netîce vermiştir demek zorundayız. Bu dînî ve millî yanlışı
gören hamiyetli vatan evlâdlarının bu yanlış anlayışa karşı tavır almaları
elbette elzemdi; ama o gizli ecnebî zındıka komitesine âit olan bu zehirli
görüşün, istismârcılara bakılarak Bedîüzzamân Hazretlerinden
kaynaklandığının sanılması da ayrı bir yanlıştır.
Kur’ân’ımızı ve son hak peygamber olan
Hz.Muhammed (sav) Efendimizi kabûl etmeyenleri “hak dîn” sınıfına
sokan anlayışla, Bedîüzzamân Hazretlerinin zerre kadar ilgisi olamaz! Bu
nâzik mes’elenin delîllerine inşâallah devâm edeceğiz…
Mustafa Kaplan 03.03.2006 Vakit |