|
Hayatın bağrına
ölüm peşin yazılır
Ölüm, hayatın en tabiî hakkıdır. Ondan kaçmak, gafletin içinde saklıdır. Ölüm herkese gelir. Hem de hayatının özeti olarak gelir. Ölen her insan sağlar için bir ibrettir. Aç kalmış insan için ekmeğin adı bile nimettir. Müslümanca yaşamak ve Müslümanca ölmek değeri biçilmez kıymettir. Her doğum bir ölümün habercisidir. Ölüm, hayattan daha keskin bir hakikattir. Allahû Teâla buyuruyor: "O, hanginizin amel-i ahsen/en güzel ameli işleyeceğini denemek için ölümü ve hayatı yarattı. O, üstündür, bağışlayandır." (Mülk Sûresi/2) Bu ayette ölüm hayattan önce zikredilmiştir. Ölümün hakikatini idrak edemeyenler, hayattan herhangi bir şey anlayamazlar. Ölümün unutulduğu her yerde, gafletin saltanatı, tul-i emelin hükümeti hüküm sürüyor demektir. Gafil insanın haberi yok Azrail'in elindedir yakası. Başka şeyin olsa da ölümün olmaz şakası. Dünyada ömür vadeli yaşanır. Hayatın bağrına ise ölüm peşin yazılır. Her gün binlerce ölünün mezarı kazılır. İbret alanların gafletleri azalır. Hayatımızdan geçen her saniye, her dakikadan ömür vedalaşır, gün eksilir yaşamdan. Tul-i emel saltanatı devrilir yavaştan. Ölümü anmak, kalbin cilasıdır. Ölüm, ruhun bedene son vedasıdır. Bahtiyar insan ölmeden ölümü anlar. Ölümün eşiğini herkes yalnız çalar. Kırmızı gül nasıl solarsa biz de öyle solacağız. Eninde sonunda bizi yoktan vareden Rabbe varacağız. Kişiye musibet olarak ölümden gafil olarak yaşamak yeter. Ölmeden ölenin gönlünde güller biter. Ölüm parayla değil, ölenle kim ölmüş herkes sırasını bekler. Avın eceli gelince, avcıya doğru gider. Kişinin ecel vakti geldi mi ölecek olan başkası değil, bizzat kendisidir. Bize nimet olarak bahşedilmiş olan her günümüz ömür kitabımızın bir sahifesidir. Alıp verdiğimiz her nefesimiz o sahifeye yazılan ömrümüzün bestesidir. Hayat sahnesinde sabah kalk, akşam yat. Ömür, kurulu bir saat. Dünya ve âhiret saadetini arzu ediyorsan, kapıya Azrail gelmeden üstündeki gaflet yorganını at! Ölümden gafil yaşayanın içinde şeytan saklanır. Ölümün firarileri Azrail'e yakalanır. Rabbü'l Âlemine bağlı yaşayanlar mahkeme-i kübrada aklanır. Ölümün bittiği yerde şehadet başlıyorsa, iki gözüm kan ağlasın. Üstümüzde ise batmakla şafağı müjdeleyen yıldızlar çoğalsın! Allah'a kul olmakta hüner, gerisi oyun, eğlence ve sayılı günler. Ecel vakti geldi mi, veda makamında, her kişi yalnız gider. Ölüm anı, ötelerin ötesine gitmek için seçilmiş bir vakittir ki devran o vakitte durur. Ömür geri gelmez, geçen günler sorgulanır. Ölüm anlarıyla parsellenmiş hayatımız bölüm bölüm. Hatırlamamız için bize hatırlatılan bir gerçektir ölüm. Canlı olarak bizim için ölüm gündemimizde her an kalacak ölünceye kadar o daimdir. Sabit sayılır hayatımızın rengi ölümün rengiyle ve ölümümüzün rengi yalnız hayatımızın rengiyle kaimdir. Mü'min insana düşen görev; varlığı hayattan daha kati olan ölüm gerçeğine rağmen sırat-ı müstakim'de devam etmek. Ölüm gelinceye kadar durmadan Allah'a kul olup ibadetin zevkine ermektir. Canımız çıksın, yeter ki imanımız çıkmasın göğsümüzden. Ecel anı geldi mi kaçmak mümkün olmaz ölümden! Açmamaya gücümüz yetmez ölüm kapıyı çalınca. Ömrümüz uzamaz ölümden kaçınca. Rabbimiz uyarıyor: "Her nerede olursanız olun ölüm size yetişir, son derece sağlam kaleler içinde de bulunsanız yine kurtulamazsınız. Onlara bir iyilik erişirse 'Bu, Allah'tandır' derler, bir kötülüğe uğrarlarsa, 'Bu, senin yüzündendir' derler. (Ey Muhammed!) De ki: 'Hepsi Allah'tandır.' Bu topluma ne oluyor ki, hiç söz anlamaya yanaşmıyorlar?" (Nisa Sûresi/ 78) Annemizden doğarken yağan kar ve karanlık... Gaflet perdesinin arkasına sığınmaya gerek yok o günden bu yana ölüm yolcusuyuz artık. Vaktimiz dolar, hayat gemisi durdurulur: Biz mecbur olur hayat gemisinden ineriz, tahta ata biner gideriz. Sur'a üfürülür hesap şehrine ineriz. İmtihan devam ediyor, ölüm uzak değil, Allah için ne yaptık?
Mustafa Çelik 9 Kasım 2005 Vakit
mcelik@vakit.com.tr |