|
"Hatay Buluşması" ve evveliyâtı
Sayın Başbakan, "1. Hatay Medeniyetler Buluşması"nın açılış kokteyline katılmıştı. Samimi bir AKP milletvekili, benim ve Hüseyin Üzmez Ağabey'in tenkitlerimizden bahisle, Başbakan'ı müdafaa sadedinde, "O toplantı, Sayın Başbakan'ın ve bizim dışımızda gelişen bir toplantıdır" diyor. Yanılıyor; bu meseleyi ve işin evveliyâtını bilmediği için öyle zannediyor. Oysa, İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanlığı zamanında 7-8 Mart 1998'de yapılan, aynı konudaki "Kültürlerarası Diyalog Sempozyumu" Sayın Başbakan'ın arzu ve isteğiyle yapılmıştı. O sempozyum, sonra bu isimle kitaplaştırıldı. Kitapta da açıkça görüleceği gibi, "Kültürlerarası" diye takdim edilen sempozyum, aslında "Dinlerarası" idi. Yine kitapta da görüleceği gibi, davetli konuşmacılar bile Dinlerarası Diyalog toplantılarının bilinen simalarıdır. Seçimde liste başına alınarak mühim bir vilayetimizden Meclis'e sokulan bir sayın profesör de konuşmacılar arasındaydı. Her diyalogcu gibi o da net değil, bir öyle bir böyle konuşuyordu. Önce herkesin, "Benim dinim budur, budur, budur.." demesinin önemli olduğunu söylüyor, sonra dönüp diyalogun gayesini şöyle açıklıyordu: "İslâmiyet'i anlatmak değil, Hıristiyanlığı öğrenmek." Yani, Hıristiyanlar bize dinlerini anlatacaklar, ama biz onlara İslâm'ı anlatmayacağız; sonra da, sadece Hıristiyanlığın anlatıldığı bu konuşmalar kitaplaştırılıp milletin evladına sunulacak... Bakın, hem anlatmıyor, hem de "İslâm'ı anlatmak için diyalog yapmak suç mu!" diyorlar. Değerli okuyucular! Biz tevhide, (Allah'ın bir olduğuna) Hıristiyanlarsa teslise (üç ilah olduğuna) inanıyorlar ya, profesör parlamenterimiz bu meseleye dokunulmasını doğru bulmuyor. Diyor ki: "Teslis mi daha iyidir, Tevhid mi daha iyidir, o da tartışılmaz." (age, s. 203-211) Ne âlâ, ne güzel... Hıristiyanlar, kulaklarımızı doldura doldura "Allah üçtür" diyecekler, biz ise ellerimizi çenemizin altına alıp onların karşısında kuzu kuzu susacağız... Bu konuşmanın yapıldığı toplantıyı, Sayın Başbakanımızın istediği kitapta yazılı. (age, s. 13) Belki, "Bahsettiğiniz toplantı taa 1998'de olmuş. Şimdi 2005. Dün dündür, bugün de bugün. O gün öyle söylenebilir. Bugüne bakmalı" diyen olabilir. Bugüne de bakalım. İKÖ (İslâm Konferansı Örgütü) içinden, "Âkil (akıllı) Adamlar Grubu" adıyla 16 kişilik bir grup oluşturuldu. Bu grupta, Prof. Ahmed Davudoğlu da var. Davudoğlu'nu bilirsiniz. Sayın Başbakan'ın başdanışmanı. Bu gruptaki akıllı adamlar, İslâm dünyası için bir reform planı hazırlamışlar. Bu rapor, İKÖ'nün Aralık ayında Mekke Zirvesi'nde onaylanıp uygulamaya geçilecek. Bazı maddeler: a) İslâm dünyasında dini hayatta ılımlılık teşvik edilecek. (ABD'nin İslâm âlemine dayattığı "Ilımlı İslâm" projesini hatırlayalım.) b) Dinlerarası Diyalog teşvik edilecek. (Dinlerarası Diyalog programlarını başlatanın Vatikan olduğunu, hem Vatikan kendisi söylüyor hem de bizimkiler tasdik ediyor.) c) Din eğitiminde, çağdaş değerleri teşvik edecek şekilde reforma gidilecek. (Çağdaş değerler içinde herhalde başörtüsünün yeri olamaz.) d) Sapkın öğretiler yasaklanacak. (17 Ağustos depreminin ilahi bir ceza olduğunu söylemek bir sapkınlık sayılıp, bunu söyleyenler cezalandırılmıştı. Ama Sayın Başbakanımız sadece dille suçluyor. ABD'yi yakıp yıkan kasırganın ilahi bir ceza olduğunu söyleyenlerin cahil olduğunu söylüyor; o kadar. Yeni Asya gazetesi de kalkmış, "Kasırga ilahi tokat" diyor. Cahillik işte... e) Kızlar, erkeklerle eşit haklara sahiptir. (Yani erkekler gibi başları açık okuma hakkına) İkisi de (kız erkek) bilgi edinmekle mükelleftir... Davudoğlu'nun ifadesine göre; raporun iki temel amacından birisi, "İslâm dünyasının her alanda reform yaparak kendini düzeltmesi." (Dinde de reform denilmiyor; her alanda deniliyor.) Sayın Davudoğlu, başta büyük güçler olmak üzere, dünyanın geri kalan bölümünü kastederek diyor ki, "İki tarafta da arzu ettiğimiz bilinçlenme sağlanırsa, teröre zemin hazırlayan birçok gerekçe ortadan kalkmış olacak." Düşünelim; Davudoğlu'nun, bu kararları alan heyette, Başbakan'dan habersiz yer alması mümkün mü?.. Bu konuyla ilgili, başka bilgiler de var. Fakat biz mecburen sadece konumuzla ilgili kısmını alabildik... Haberin tamamına, 11 Temmuz 2005 tarihli Milliyet'ten ulaşılabilir.
Ali Eren 16 Eylül 2005 Vakit
alieren@vakit.com.tr |