|
Görüntüyü düzeltelim beyler!
Nasreddin Hoca merhumun yaşadığı devirde, belde zenginlerinin dış avlu kapıları iki kanatlı olurmuş. Herkes de o çift kanatlı kapılarda hâli vakti yerinde olanların oturduğunu bilirmiş. O zamanlar öyle şimdiki gibi cimrî zenginler yaşamıyormuş veya ağalar sofralarına sadece ensesi kalınları da'vet etmiyorlarmış. Hele Ramazan gelince her akşam çevrenin fakirleri o iki kanatlı kapılardan içeri girer, karınlarını güzelce doyurur, çıkarken de efendi hazretlerinden "diş kirası" denen bir hediye alırlarmış. Bizim Hoca da böyle bir kapıdan içeri girmiş, iftarda karnını güzelce doyurmuş; lâkin kapıdan çıkıp giderken kimsecikler kendisine "diş kirası" vermemiş! Yani konağın dış görünüşü başka, iç görünüşü başka çıkmış! Sanki günümüz Müslümanına benzemiş! Rahmetli de hemen eve gidip koca bir balta almış, kapının iki kanadından birisini kırmaya başlamış. Hem vuruyor, hem de konak sahibine, "Görüntünü değiştir!" diyormuş.. Çanakkaleli okuyucumuz Hacı Mustafa Sıcak'la kandil tebrikleşmesi yaparken, aklıma bu fıkra geldi. Müslüman kimdir? "Kur'an ve Sünnete teslim olan" değil mi? Peki, o teslim olduğumuz esaslar bize ne diyor? Namazı terk edebilir miyiz, orucu asabilir miyiz, haccı bekletebilir miyiz, zekâtı kasada hapsedebilir miyiz, yalan söyleyebilir miyiz, haram yiyebilir miyiz, insanları aldatabilir miyiz, zina yapabilir miyiz, faizi cukkalayabilir miyiz, içkiyi içebilir miyiz, kumarı oynayabilir miyiz, nâmahremlere bakabilir miyiz, iftira atabilir miyiz, gıybet edebilir miyiz, tesettürü foralayabilir miyiz, kadın-erkek koç katımına cevaz verebilir miyiz, kâfirlerle dost olabilir miyiz, sıla-i rahmi kesebilir miyiz? Sorular kervanını İslâmiyetin emir ve yasakları adedince uzatabiliriz. Bunlara cevabımız nedir? Eğer "Evet" diyorsak, boynumuzdaki İslâm zincirini süs olsun diye mi takıyoruz? Cevabımız "Hayır" ise, niçin inancımızın gereği gibi yaşamıyoruz? Hem görüntümüzle Müslüman intibaı uyandıracağız, belki abdest-namaz gibi aksesuar düzgün olacak; hem de her türlü menhiyatı yapacağız. Bu hal kitabın hangi maddesinde cevaz buluyor? Hani demir gibi Müslümanlık? İki Dadaş mezarlığın yanından geçiyorlarmış, biri diğerine, "Elham'ı biliyor musun?" diye sormuş. Aldığı cevab menfî olunca da, "Ben de bilmiyorum ki mezardakilere okuyalım. Bari kabristanın yanından geçerken dört ayaklılar gibi yürüyelyim ki, bizi hayvan sansınlar" diye taşı gediğine koymuş. Bir taraftan dinin binasını yıkacak sahtekârlıklara tevessül ettikten sonra, öte taraftan da Müslüman gözükerek insanları kandırmayalım. Rükûa gitmeyen beller zünnardan sebeb olmaya? Cuma'da mihraba geçerken, yevm-i Sebt'te de haham kisvesi giyinenlere mi özeniyoruz? İki dinli olanlara eskiden "münafık" derlerdi, şimdi "işini bilir" denmesi mi bizi riyakârlığa koşturuyor? İşini bilen iş bitiricilerin şimdi Âlem-i Berzah'ta ne halde olduğunu görecek gözünüz var mı? Müslüman olmayanların fevc fevc İslâma gelmeleri, bizim "hareketlerimizle dinin emirlerini göstermemiz" şartına bağlanmıştı. Kendi ülkemizdeki yetişen nesillerin grup grup gâvurlara özenmesi, şu bizim izhar ettiğimiz ef'allerden dolayı değil midir? Daha ne zamana kadar kendimizi aldatacağız? Gökkubbe başımıza geçince mi gerçek Müslüman olmaya çalışacağız? İnancı da, yaşayışı da aynı olanlara -artısına da, eksisine de- sözümüz yok; bizim derdimiz onlarla değil. Olduğu gibi görünmeyen veya göründüğü gibi olmaya yanaşmayan sahtekârlar bizim bağırımızı deliyor. Yakında bir Kahhar el müdahale ederek görüntülerimizi düzeltmeden, aklımızı başımıza alalım. Gelecek balta, Nasreddin Hoca'nın baltası olsaydı keşke..
Mustafa Kaplan 21 Nisan 2005 Vakit
mkaplan@vakit.com.tr |