|
Fransa
fırlandı!a
26-27 Aralık 2003 günlerinde "Fransa fırlansa" başlıklı iki yazı kaleme almıştım. 27 Aralık târihli ikinci yazıyı bir daha gözden geçirmekte fayda var. Okuyun, iki sene önceki müşâhedemizin ne kadar gerçekçi olup olmadığını görün: Gûyâ dünyâya hürriyet rüzgârı estirten 1789 İhtilâli, Fransa'nın şeref vesîkası idi. Onlar "en özgürlükçü", "en eşitlikçi", "en kardeş" ülke idiler! Ülkesinin kurtuluşunu Batı'da aramaya başlayan Osmanlı ve TC Müslümanları ise bu sloganlara âşık edilmişti. Bugün bile, TC'nin dîne karşı soğuk ve merhametsiz tavrından kurtulabilmek için kurtuluşu "Avrupa Birliği" içine girerek hürriyete kavuşmakta gören Müslümanların sayısı azımsanmayacak kadar çoktur. Biz âcizâne onlarla aynı görüşü paylaşmıyoruz. Batı'nın aslâ "hürriyetçi, hoşgörülü" olmadığına inanıyoruz. Oralardaki Müslümanlara gösterilen nisbî rahatlığın ise -bizim ülkemizdeki ahmaklıktan kaynaklanan sert tavırlarla kıyâsı hâric- oralardaki Müslüman nüfûsun, o ülkelerin káhir Hıristiyan nüfûs içinde bir ehemmiyetlerinin olmamasından ileri geldiğini görüyorduk. Nitekim, iki Avrupa seyahatinde de bunu müşâhede ettim. Dün de bir nebze temâs ettiğim gibi, Fransa'nın birden fırlanmasının sebeblerinden birisi, artık ülkesindeki Müslüman nüfûsun gerek şimdiki sayısı ve gerekse doğum artış nisbetindeki yükseklik dolayısıyla yakın gelecekte ekseriyete doğru sür'atle gitmesidir. Bütün ülkelerin idârecilerini ellerinde oynatan beynelmilel Siyonistler, Fransa'yı bu durumla ürküttüler. Gerçekten de gerek Paris'in varoşları olsun, gerekse Müslüman nüfûsun kalabalık olduğu kasabalar olsun, artık Fransız emniyetinin kontrolü dışına çıkmış gözüküyor. Yârının ne getireceğini kestirmekte zorlanmaya başladılar. Böylece ne kadar "hürriyetçi", ne kadar "demokrasici" ve ne kadar "hoşgörülü" olduklarını ortaya koydular. Ben, Fransa'nın bu fırlanmasını sevinçle karşılıyorum ve onları, maskelerini çıkarmış olmalarından dolayı takdîr ediyorum. İşte kâfir budur! Onların medeniyyetleri de, demokrasileri de, hürriyetleri de, insan hakları da palavradan ibârettir. Onlar sâdece kendi menfaatlerini bilirler, onun dışında da hiçbir mukaddes değer tanımazlar. "Küfür tek millettir" diyen Allah Rasûlü (sav) ne kadar güzel ta'rîf etmiş. "Fransa'daki tartışma ortamı hiç özgürlükçü değil. Bir sömürge psikolojisiyle insanlara yaklaşıyorlar" diyen Prof. Nilüfer Göle, acabâ İslâm coğrafyasında yaşadığı hâlde, kendi ülkelerindeki despotluklardan kurtulabilme ümidini Avrupa Birliği'ne veyâ ABD'ye bağlayan safderûnları uyandırabilir mi? Afferim Fransa! Bu fırlanmanın arkası da gelmelidir! Belki o zamân bizim narkozlu ineklerin gözleri açılır da, Batı'nın bu gerçek yüzünü tanıyabilir! Ancak o zamân Allah'ın Kitâb'ına dönme ihtiyâcı hisseder! Ancak o zamân Müslümanın Müslümandan başka dostu olmadığını anlayabilir? Evet, İslâm'a karşı tavır alan Fransa'nın o gününü böyle tahlîl etmiştim. Çokyüzlü kefere politikasının iğrençliğini anlatmaya çalışırken, "Gerçekten de gerek Paris'in varoşları olsun, gerekse Müslüman nüfûsun kalabalık olduğu kasabalar olsun, artık Fransız emniyetinin kontrolü dışına çıkmış gözüküyor. Yârının ne getireceğini kestirmekte zorlanmaya başladılar" tesbîtini yapmıştım. Yanılmadığımı görüyorum. Paris'in varoşları yanmaya başladı. Henüz daha silâhların kullanılmadığı patlamanın diğer şehirlere ve hattâ Belçika, Almanya gibi ülkelere de sıçradığı haberlerini okuyoruz. Kendi ırk ve dillerinden olmayanlara insan gibi davranmayan devletlerin bu âkıbetleri zâten kaçınılmazdır. Hele o ülkeler biraz güç kaybına uğrasınlar, siz kopacak dananın kuyruğunu o zamân göreceksiniz. Kâbil yanarken, Kandehar yanarken, Bağdad yanarken, Caharkale yanarken, Gazze yanarken; Paris'in yanmaması, Londra'nın yanmaması, New York'un yanmaması, Telaviv'in yanmaması adâlet midir? Evinizde yangın istemiyorsanız, başkasının evini yakmayacaksınız!
Mustafa Kaplan 9 Kasım 2005 Vakit
Not: Yukarda bahsedilen yazıyı, hicretonline'nin
iktibaslar arşivinden okuyabilirsiniz.
mkaplan@vakit.com.tr |