|
|
Diyalog en büyük tuzak
Mehmet Pamak'la röportajımızın bu bölümünde, dinlerarası diyalog projesi
kapsamında, bu projeye karşı çıkan kesimlerin hangi argümanlarla suçlandığı
ve diğer dinlerle olan münasebetin sahih yolunun nasıl olması gerektiğini
konuştuk?
- "Dinlerarası diyalog" kavramı, İslâmî ölçülere uygun mudur?
- Kesinlikle hayır. İslâmi ölçüler içinde kalınarak, hak ile batılı eşdeğer,
saygıdeğer sayarak, aralarında "diyalog", hele de "kardeşlik" ve "birlik"
oluşturmak mümkün değildir. Ama maalesef kimi cemaat önderlerinin, Kitap
Ehli'yle "amentüde ittifak halinde" olduğumuzu, "İbrahimi dinler arasında
birlik ve dayanışma kurulması gerektiğini" ileri sürdüklerini ve bu tür
ilişkileri İslâmi ölçülere aykırı boyutlara taşıyarak, Papalık misyonuna ve
misyonerlik faaliyetlerine yardımcı konumuna sürüklendiklerini, İslâm'ın
Protestanlaştırılması projelerinin içinde önemli roller üstlendiklerini
görüyoruz.
İslâm ile Hıristiyanlık ve Yahudilik arasında, "Tevhid-teslis",
"tevhid-şirk" farkı kadar büyük inanç ayrılığı olduğu halde, İslâm ve Ehl-i
Kitap arasında amentü ittifakı olduğunu söylemek, şüphesiz ki, İslâm'a
yapılan büyük iftiradır. Kur'an'ın bir âyeti yanlış yerde kullanılarak,
zihinler karıştırılmaya çalışılmaktadır. Âl-i İmran 64. ayetteki ortak
kelimeye çağrı; tevhid dininin şirke bulaşmış Hıristiyan ve Yahudilere
tebliğini amaçlamaktadır. Kitap Ehli'nin üzerinde bulundukları akıdenin
şirke bulaştığı açıkça ifade edilip, Allah'dan başkalarını Rabb'ler edinme
sapmasından, dinlerinin kaynağında var olan tevhid akıdesine dönmeye çağrı
yapılmaktadır. Yoksa onların üzerinde bulundukları bozuk akıdeye meşruiyet
kazandıracak bir üslupla, "kitaplarını tahrif etmeleri, peygamberlerini ve
ruhbanı ilahlaştırmaları" gözardı edilip, bunlar bugün dikkate alınmaması
gereken teferruat olarak nitelenip, amentüde müttefik olunduğu vurgusu
yapılmamaktadır.
İBRAHİMİ DİN NEDİR?
- Yahudilik ve Hıristiyanlığa "İbrahimi din" denebilir mi? Ve bu dinlerle
uzlaşma mümkün mü?
- Hak; bâtılı zail etmek, yok etmek üzere gelmiş olup, Hak ile bâtıl
arasında bir diyalog, hoşgörü ya da uzlaşma söz konusu olamaz. Allah'ın dini
olan İslâm tek olan Hak dindir. İbrahim, İsa, Musa ve Muhammed (s)'in dini
aynı Hak din olup adı da İslâm'dır. (Âl-i İmran/19 ). Ancak, daha sonra
tahrif edilerek Yahudilik ve Hıristiyanlık adını alan dinler, artık bâtıl
dinler safına katılmışlar, Allah'ın tevhid dini olma niteliklerini
kaybetmişlerdir. O halde Allah katında makbul olan din yalnızca İslâm'dır.
Allah Kur'an'da bu konuları, tartışmaya imkân bırakmayacak bir netlikle
açıklamakta ve Müslümanları, Ehl-i Kitab'ın saptırmalarına karşı
uyarmaktadır. Kitap Ehl-i de tek hak din olan İslâm'a iman etmeye
çağrılmışlar ve İslâm'dan başka bir dinin kendilerinden asla kabul
edilmeyeceği açıkça bildirilmiştir. (Âl-i İmran / 83-86). Kur'an'da
insanlar, Yahudi ve Hıristiyan olmamaya, Hıristiyan ve Yahudi olmayan, Hanîf
olan İbrahim'in dinine uymaya, aralarında fark gözetmeksizin bütün
peygamberlere ve onlara indirilenlere iman etmeye çağrılmışlardır. (Bakara /
135-140). Kur'an'da, hak din İslâm dışında diğer bütün dinlerin bâtıl
olduğu, Ehl-i Kitab'ın, kurtuluşa erebilmeleri için son kitaba ve peygambere
iman ederek, Müslümanlardan olmaları gerektiği vurgulanmaktadır.
Dinler arası uzlaşma, Kur'an'da kesin hükümlerle yasaklanmış, Hak ile bâtıl
arasında ayrışmanın, uzaklaşmanın, uzlaşmamanın önemi yine kesin bir biçimde
vurgulanmıştır. (Kâfirun Sûresi, Kalem/8-10, Mümtehine/4). Batılla diyalog
ve uzlaşma arayanlar, onun izale edilmesi gereken küfrünü devam ettirmesine
meşruiyet kazandırmak ve Allah'ın ölçülerine aykırı davranmak konumuna
sürüklenirler. Kur'an, Yahudi ve Hıristiyanları veli (dost) edinmeyi
yasaklamakta, onların birtakım sözlerine ve politikalarına kanarak
meyledenleri, "Siz onların dinine uymadıkça kesinlikle sizden razı olmazlar"
hükmünü vazederek uyarmaktadır. (Bakara/12, Nisa /44-45, Mâide/57-59). İşte
bu muhkem hükümleri göz ardı ederek, dünyevi kimi beklenti ve maslahatlarla,
bu muharref dinlerle uzlaşmaya gidenler için, Allah'ın hükmünün hikmeti,
ibret verici bir açıklıkla tecelli etmektedir. Bu uzlaşmacılar,
diyalogcular, sonuçta, giderek Allah'ın dini İslâm'a dair anlayışlarını
tahrif ederek, sekülerleştirerek, pozitif hukuka uyumlu Protestanlaştırılmış
bir din haline getirerek, onların razı olacağı zelil konumlara
sürüklenmektedirler.
İslâm, temel kavramlarından soyutlanmak isteniyor
- Ne pahasına ve hangi yöntemle olursa olsun, ama mutlaka Müslüman halkların
kapitalist pazara uyumlu bir dönüşüm geçirmesini isterlerken, İslâm'ın da
emperyalizme ve sömürüsüne itiraz etmeyen, hayata müdahale iddialarından
vazgeçmiş, sekülerleşmiş bir din haline gelmesini dayatıyorlar. Bütün
projeler hep bu amaca yönelik öyle mi?
- Evet? İşte bu sebeple, yerel işbirlikçileri ile birlikte, bir yandan
İslâmî uyanışı engelleyici tedbirler almayı, bunun için baskı ve terör
yöntemlerini kullanarak Müslümanları ezmeyi, örgütlü yapıları dağıtmayı,
diğer yandan da İslâm dininin muhtevasını bozucu, İslâm'ı
"Protestanlaştırıcı" (sekülerleştirici) kültürel çabaları destekleyip
yaygınlaştırmayı arzuluyorlar. İslâm coğrafyası hegemonya altına alınarak,
Müslüman halklara yönelik küresel bir toplum mühendisliği projesi uygulanmak
isteniyor. Bu, Müslüman halkları modern dünyanın değerleriyle uyumlu hale
dönüştürmeyi hedefleyen bir projedir. Böylece İslâm'ın Batı medeniyeti için
"tehlikeli" ve sahici bir alternatif olmaktan çıkarılması hedeflenmektedir.
BOP ve benzeri projelerle ve yerli işbirlikçi kimi dini çevreleri de
kullanarak, Kur'an merkezli bir din anlayışını engellemek istemektedirler.
İslâm'ı, işbirlikçi yönetimlere baskı yapmak suretiyle eğitim programlarına
müdahale edip, İslâm'ın ana kaynaklarından sahih bir biçimde öğrenilmesini
engellemeye, hayata müdahale etmeyen, siyasal, sosyal, ekonomik ve hukuki
iddialarından vazgeçmiş, özellikle de İslâmi uyanış, diriliş ve direnişin
motoru "tevhid", "cihad", "tâğut", "mustaz'af-müstekbir", "hak", "adalet"
kavramlarından soyutlanmış, emperyalizme uyumlu "Protestanlaştırılmış" bir
din haline dönüştürmeye çalışmaktadırlar.
PAPALIK YENİ KONSİLLERİ, İSLÂM DÜNYASINA DAYATIYOR
- Dinlerarası diyaloğun İslâm'ı Protestanlaştırma sürecine katkısı nedir?
- Bu tür çabaların başında gelen, "Dinlerarası diyalog" ve "hoşgörü"
kamuflajı altında yürütülen projeler ve yapılan toplantılar ise, aslında bir
Papalık projesi olup, bütün insanları kiliseye döndürmeyi amaçlamaktadır.
Dinlerarası diyalog kavramıyla tanımlanan girişimin başlangıcı 1962-1965
yılları arasında gerçekleştirilen II. Vatikan Konsili'dir. Bu konsili
başlatan ise, Papa 23. Jon'dur. Papa II. Paul ise, 1991 yılında ilan ettiği
Redemptoris Missio (Kurtarıcı Misyon) isimli genelgesinde aynen şöyle
diyordu: "Dinlerarası diyalog, kilisenin bütün insanları kiliseye döndürme
amaçlı misyonunun bir parçasıdır?. Bu misyon aslında Mesih'i ve İncil'i
bilmeyenlere ve diğer dinlere mensup olanlara yöneliktir." Papa II. Jean
Paul'ün 1999'da yaptığı Noel konuşmasında da şu ifadeleri kullanmıştır;
"Birinci bin yılda Avrupa'yı Hıristiyanlaştırdık. İkinci bin yılda ise
Afrika ve Amerika kıtasını. Üçüncü bin yılda hedefimiz Asya'dır." Bu
ifadelerden ve daha pek çok yayından da anlaşıldığı kadarıyla, büyük maddi
güce ve dünya çapında büyük desteğe sahip Kilise, "Dinlerarası Diyalog ve
Hoşgörü" adı altında, artık öncelikle Müslüman halkları Hıristiyanlaştırmayı
hedeflemekte, eğer bu sonucu elde edemeyecekse, hiç olmazsa İslâm'ı
sekülerleştirerek, hayata müdahale iddialarından koparıp içini boşaltarak,
vicdanlara hapsedilmiş, Hıristiyanlık benzeri (Protestanlaştırılmış) bir
İslâm anlayışı oluşturmaya çalışmaktadır. Aslında Hıristiyanlık zaten
Protestanlaşmayla sekülerleştirilmiş bir dindir. Bu sebeple misyonerler,
Müslüman halkları Hıristiyanlaştırmaktan ziyade sekülerleştirmenin daha
kolay olduğunun bilinciyle hareket etmektedirler. Seküler Batı kültürünü
Müslüman toplumlara taşıyarak, kapitalist pazara eklemlenmiş tüketici
kitleleri oluşturmayı da misyon edinmiş bulunmaktadırlar. Bu yüzden, egemen
sistem ile zahiren misyonerliğe karşı çıkan pek çok ulusçu ve laik çevreler,
aslında misyonerlerle, sekülerleştirme ortak amacında bütünleşmektedirler.
Papalığın İslâm'ı alternatif olmaktan çıkarmak ve insanları Hıristiyanlık
merkezli bir inanç etrafında toplamak üzere uygulamaya koyduğu "Dinler Arası
Diyalog" misyonuna ve Amerika'nın öncülüğünü yaptığı BOP benzeri İslâm'ı ve
Müslüman halkları dönüştürme projelerine uygun zemini oluşturmak için, kimi
yerli cemaat, vakıf ve derneklerin faaliyet gösterdiklerini ibretle tespit
ediyoruz.
18 Mayıs 2005 Vakit |
|