Derdimiz

İslâm; gizemler dünyası, sırlar âlemi değildir. Gaipten haber veren safsatalar da yoktur. Görünmeyen güçlerle yönetilmez. Onun kanunu Kur'an'dır. Reyting peşinde koşulanlarda İslâm değil, insan tasavvurları anlatılmaktadır. Gerçekler düşlerle karıştırılarak sunulmaktadır. Allah'ın adaleti; beşerin tanıdığı kin, intikam ve nefret duyguları içinde gizemlenerek sunulmaktadır. Kurgusu İslâm, kılıfı Müslümanlık olsa da, bunlar İslâmî değildir. Belirli plan içinde Müslümanı özden uzaklaştırmaktır. İslâm'ın berraklığını, arı-duru oluşunu gölgelemektir. Hıristiyani bir yapı, Hint mitolojisi, Yunani hikmetlerle gizemlemek, insani güce üstünlük vererek ulaşılmazlığı insanlara benimsetmektir. İslâm'ın sunduğu dini değil, tasavvurları sunmaktır. Şunu bilelim ki; İslâm, farzı, vacibi ve sünneti ile yaşanması istenen inançlar abidesidir. Farzın içindeki hikmetleri, vacip ve sünnetin neticesini insana bırakmaz. Allah'ın iradesindedir. Hiçbir güç buna sahip değildir. Veli ve evliyanın değil, Allah'ındır. Veli veya evliya yaşarken müracaatına (istiğase) müsaade edilse de, öldükten sonra bir fani olduğunu biliriz. Kullardan bir kul muamelesi görür. Yapılan ona duadır. Dua da, veliden-evliyadan istenmez, ancak Allah'tan istenir. Veli de duaya muhtaçtır. Fahreddin-i Râzi, "Allah'ım! Sen'den başkasından yardım istemem. Çünkü başkasının bana yardımı, ancak bana yardım etmesi için ona yardım etmenle mümkündür. Başkasının yardımı, Sen'in yardımınla gerçekleşeceğine göre, bu aracılığı kaldıralım. Yardımı ancak Sen'den isteyelim" diye dua eder. (Er-Razi, Mefatihü'l Gayb) Öz budur, özet budur. Bu çerçeve içinde; gözyaşları içinde seyredilen, gizemli, kerametli filmler, dokusu ne olursa olsun İslâm değildir, İslâmî değildir. Mitoloji ve tasavvurlarla süslenmiş yeni inançların ifadesidir. İslâm'ın özünü bozmak, duruluğunu bulandırmak, yaşanması gerekli dinin ötesinde, insanlığı hayale itmektir. Olurlarla değil, olmazlarla meşgul etmektir. İnancı hayat damarından koparıp, safsata ile uğraştırmaktır. Tek Allah inancına ortaklar getirmektir. Dini yaşanmaz tasavvurlarla meşgul etmek, kolayın yerine zorla uğraştırmaktır. Üzücü olan şu ki; kimi bilerek yaparken, kimi de oluşan ortamlardan istifade ile reyting peşinde koşmaktadır. Azınlıkta olan da, safsatadan istifade beklemektedir. İnsanları inancından koparmak, ilk hedefleridir. Allah'ın gücünü mezarlarda, keramet ve hikmetlerde aratmaktır. Daha da ileri giderek, kötü hadiselerin sebebini Allah göstererek, amel noktamızda aracıları devreye sokmaktır. Böyle bir inanç sistemi topluma torpillenir, teşvik edilir, teşyi edilir. İnsanların dinden uzaklaşması için her şey hoş görülür. Sistemlerce teşvik edilir. İnancın özü unutulur. Kabukla uğraştırılır. Sistemin istediği din ortaya çıkarılır. Din ile rejimler sürtüşürler. Birbirinin varlığını istemezler. Ama, bizim dindarların rejimle meselesi yoktur. Rejim, dini ortadan kaldırma planı içinde olsa bile söz söylemez, aleyhinde bulunmazlar. Şerre hayır yükleyerek, "Bunda da vardır bir hayır" derler. Çatışmayı ve çarpışmayı akıllarından geçirmezler. Kurtuluşu insanların amelinde görürler, bütün yükü Allah'a yüklerler. Allah yerine koydukları güçlere yüklerler. Tesbihte ve duada keramet beklerler. Şeriat, lügatlerinde yoktur. Herkesin şeriatı içidir, kurtuluşu kendisidir. Cihat ve mücahit, tesbihlerin ucundadır, dillerin zikrindedir. Tasavvuf, kullandıkları sahadır. Dejenere edilen alandır. Hakikisini seçemeyen halkın tuzak noktalarıdır. Anlaşılan şudur ki; sistemlerce desteklenen yanlışa oturtulmuş yanlışların İslâm diye sunulduğu bir ortamdayız. Gizem, mitoloji, şeyh ve mürit kavramındaki yeni dinlerdir. Her şey vardır, ama içinde İslâm yoktur. Derdimiz de budur.

Duran Kömürcü 16 Ocak 2006 Vakit