Bu gidiş nereye?

Erdoğan 8 Haziran'da Amerika'da. 8 Haziran öncesi ortam son derece gergin. Görüşme süresi sadece 30 dakika.. Yani müzakere edecek zaman yok. Sadece ABD'nin ve Erdoğan'ın beklentileri sözkonusu. Bush'un beklentilerine cevap yoksa Erdoğan'ın beklentilerine de cevap yok.. Eğer Erdoğan, Bush'un isteklerini kabul etmeyecek olursa, Bush kendi isteklerini kabul edecek bir iktidar alternatifi için düğmeye basacak demek. Erdoğan bunu biliyor ve huzursuz.. İşin kötü yanı, Erdoğan Bush'un dediğini yaparsa tabanı, yapmazsa Bush onu bitirecek.. Ankara'da da herkes burnundan soluyor..
Bana kalırsa Resul Tosun ya da Ersönmez Yarbay değil, mesela Cemil Çiçek ortamı daha fazla geriyor.. Hükümet sözcüsü Çiçek, TCK'daki inanç ve ifade hürriyeti önündeki engelleri korumaya çalışarak kendi bindiği dalı kesmeye çalışıyor. 28 Şubat zihniyetinin dayatmalarına sahip çıkıyor..
Son günlerdeki tepkilerine baktığımızda, 28 Şubat döneminde başörtüsü ve İmam-Hatip komisyonunda birlikte çalıştığımız Cemil Çiçek bu mu diye düşünmeden edemiyorsunuz.. Siyaset mi insanı değiştiriyor, yoksa.. Bu arada Erdoğan'ın "toplumsal mutabakat"la neyi kasdettiğini de öğrenmiş olduk.. Bürokrasiyi kasdediyormuş.. Böylece Türkiye'deki demokrasinin ne menem bir şey olduğunu da öğrenmiş olduk. Kimine göre hırsızlar demokrasisi veya parası olan düdüğü çalar demokrasisi, kimine göre yargıçlar demokrasisi, kimine göre militer demokrasi, kimine göre ise bürokratlar demokrasisi..
Siyaset, bürokrasi ile mutabakat arayışı içinde.. Evet işte Türkiye'nin "derin gerçek"i bu.. Milli egemenliği temsil edenler, kendi atadıkları bürokratlara söz geçiremiyor. Yasa yapma yetkisini elinde bulunduracaksın, atama yetkisini elinde bulunduracaksın, sonra da.. evet sonra.. Kendi bürokratına "Hayır" diyebilecek gücünüz yoksa, siz iktidar da değilsiniz.. Bakın, bu iş böyle gitmez. Önünüzde fazla bir zaman yok.. Kendinizi oyalıyorsunuz.. Huntington ne diyor? Ne AB'yle, ne bu Kemalist kafayla bir yere gidemezsiniz.. Peki alternatifiniz?! Huntington'un eşinin Ermeni olduğunu biliyor musunuz.. Tam da, nasıl da denk geldi Huntington'un ziyareti ile Boğaziçi Üniversitesi'nin Ermeni Konferansı..
Tamam Boğaziçi Üniversitesi'nin Osmanlı Ermenilerini tartışmasına karşıyız! Peki bunu şimdi bu olaydan sonra hangi üniversite tartışabilir?.. Hangi STK tartışabilir?.. "Boğaziçi"nin Robert gerçeği, Robert'in "Karşı fetih" misyonunu ilk kez mi farkediyoruz? "Boğazdaki aşiret" her zaman orada idi. YÖK'ün başındaki adam kim peki! Bütün Üniversitelerinizi kime emanet ettiniz? Korktuğunuz, utandığınız bir şey mi var? Çiçek elinden gelse dava açarmış. Hani bu işi siyasiler değil bilim adamları tartışacaktı?.. Doğu konferansı toplanmasın, Kürt konferansı toplanmasın, Ermeni konferansı toplanmasın, Ortodoks sen sinodu toplanmasın.. Bartholomeos Atina ya da Moskova'da düzenlenecek toplantıya katılsa daha mı iyi olurdu? O zaman ne diyecektik!
Vakit alıntıladı, Agos gazetesi yayın yönetmeni Hırant Dink'in Radikal'deki söyleşisini tekrar okuyun. İttihatçıların cinayetlerinin hesabını vermek, onları savunmak bize mi düştü. Tekrar söylüyorum, Çanakkale'yi anlamadan Osmanlı'nın yıkılışını, Ermeni meselesini anlamadan cumhuriyetin kuruluşunu anlamak çok kolay değil.. Dahası, Fatih'in Ortodoks ve Doğu Roma, Bizans, Rum politikasını anlamadan, mehter çalıp Fatih'in mirasına karşı İttihatçı bir politika izleyerek de bir yere varamazsınız.. Sanki Osmanlıcı görünüp, Osmanlı'yı yıkan İttihatçı bir politika izliyormuşuz gibi geliyor bana.. 29 Mayıs'ta fethin yıldönümünü kutlayacağız ama, korkarım fethin manasını ve ruhunu yok ederek işi bir toprak işgali, ya da kılıç kalkan ekibi gösterisine, Cüneyt Arkın'ın başrolünü oynadığı Malkoçoğlu filmine döndüreceğiz.. Bana kalırsa biz ne Çanakkale'yi, ne Ermeni meselesini ve ne de Feth-i Mübin'i biliyoruz.. Bazı gerçekleri anlamak için Fetih marşını ezbere okumak yetmiyor!
Türkiye'nin derin gerçeği insanı korkutmuyor değil. Bu anlamda siyaset pek de tekin bir iş değil.. Güçlükonak'ta yaşananları biliyoruz. Bu da yeni bir olay.. İnsan Hakları Derneği Diyarbakır Şubesi, Kulp ve Silopi İlçelerindeki toplu mezar bulunduğu iddialarından sonra, bu kez Lice İlçesinin Yalımlı Köyünde 11 yıl önce kaybolan Bahri Budak ve torunu Metin Budak'a ait olduğu ileri sürülen kemik ve elbiselerin bulunduğunu açıkladı. Güçlükonak'ta ne olmuştu? Hatırlayın! Yıl 1996 Ocak, 15-16.
Televizyonlarda PKK vahşeti seyrediyoruz sabah akşam. Şırnak ili Güçlükonak beldesi yakınlarında PKK bir yolcu minibüsüne saldırmış, 11 kişi önce taranmış, sonra roket atılmış, yanmış cesetler. Ama yanmış cesetlerin yanmamış nüfus cüzdanları?! Tıpkı 11 Eylül'de Amerika'da kulelere çarpan uçağın pilotlarının pasaportunun bulunması gibi!? Bunu araştıran insan hakları savuncuları hakkında orduya hakaretten dava açılmıştı. Çevik Bir'li günleri hatırlayın.. Kayıplar, faili meçhuller. Bu iktidara karşı çıkarak 28 Şubatçıların ekmeğine yağ sürmek istemiyorum. Ama 28 Şubatçılara teslim olan bir AKP de bizim tercihimiz değil.. Bunlardan hesap sormayacak, hakkı koruyamayacak, aksine onların dayattığı yasaların yılmaz savunucusu olacak ve hatta kendi taahhütlerinizi unutup, halka karşı aba altından sopa gösterecekseniz, size niye katlanalım ki, çekilin aradan o zaman. Selâm ve dua ile.
 
Abdurrahman Dilipak 27 Mayıs 2005 Vakit
adilipak@vakit.com.tr