Bir tebrîk, bir tenkîd

1999 senesi, bizim evde tv mîlâdı oldu. Oy birliği ile şeytan kutusunu kaldırdık. Ancak bir yerde denk gelirsek, bir dostumuz haber verirse, basında gözümüze çarparsa televizyon dünyâsından haberimiz oluyor. Geçen Cuma günü gecesi gelen telefonlar, Kanaltürk’teki bir programı bana duyuruyorlardı. Seyretme imkânım yoktu, ama daha sonra ta’kîb edenlerin görüşlerini alarak bilgi sâhibi oldum.

Ülkemizin gündemini son yıllarda iyice işgâl eden “dinlerarası diyalog ve hoşgörü” mes’elesini masaya yatıran Hulki Cevizoğlu, sahasında tanınmış Prof. Dr. Yümni Sezen ile Prof. Dr. Bayraktar Bayraklı hocaları ekrana çıkarmış. Ülkemiz ve milletimiz için ciddî bir tehlike olduğu yeni yeni anlaşılan bu dış kaynaklı belâya bu fakir yıllardır dikkat çekmeye çalışmaktadır. Okuyucularımızı bıktırma pahasına kalem oynatmışım. Kitleleri bilgilendirmek noktasında daha çok elin uzanmasını takdîrle karşılıyorum.

Kur’ân ve Sünnet’in sarih ifâdelerini görmezden gelen veyâ kafalarına göre ma’nâ vererek 1.400 yıldır istikâmetle bize ulaşmış İslâm inancında reform yapmaya kalkan diyalog ve hoşgörücü kesimin iplerinin ülke dışında olduğunda görüş birliği ortaya çıkmaktadır. Sayın Cevizoğlu ve hocaları bu şuûrlu programdan dolayı tebrîk ediyorum. Mümkünse programın tekrâr edilmesini isteyen dostlarımızın tekliflerini de buradan iletmiş olayım.

Biz millet olarak -yaşayıp yaşamama durumu ayrı- Müslümanız. Sistemin bize ters düşmesi ne kadar gerçekse, bizi bir arada tutan ana çimentonun inancımız olduğu da o kadar değişmez bir gerçektir. Bir asır önceki Sevr planının tatbîkı için önce milletimizin çimentosunu tahrîb etmek gerektiğini gören düşmanlarımız, “dinlerarası diyalog ve hoşgörü” masalı uydurarak inancımızda tahrîbâta başladılar. Kur’ân ve hadîsin açık nassları alenen “reform” çığlıkları arasında dejenere edilmektedir. Ki, bu çimentonun tahrîbinden sonra ana darbeye lüzûm bile kalmadan Anadolu’nun parça parça edilmesi kolaylaşacaktır.

Kur’ân’ımızı, Sünnetimizi, hak mezheblerimizi ve bilhassa bu çirkin oyuna âlet edilen Kur’ân tefsîri Risâle-i Nûr’ları ve muhterem müellifini bu oyundan çekip kurtarmak hepimizin üzerine millî ve dînî bir borçtur. Umarım, oyuna âlet edildiğini gören alt tabakanın samîmî insanları da uyanır; bilerek bu ihânete katılanların foyaları meydana çıkar…

Tenkîdim ise, iktidar sâhiblerine. Bu ülke anayasasıyla “laik” olduğunu i’lân ettiğine göre, idâreci olan herkesin de laik literatüre göre konuşması anayasa emridir. Bugünkü idârecilerin kalkıp da “İslâm adına” hüküm vermeye kalkmaları da ne demek oluyor?

Bir ikbâl sâhibi kalkmış, “İslâm dîninde hoşgörü vardır” diyor! Ey laik TC’nin idârecisi efendi! Bu sistemin içinde İslâm adına konuşmaya ne hakkınız var? Siz, devlet adına konuştuğunuz yerlerde, ancak laiklikte ne olup olmadığını söylemeye me’mûrsunuz. Allah’ın dînini bozma hakkını size kim verdi?

İslâm adına” konuşabilmeniz için, evvelâ bu ülkeyi 1923’lü yıllara döndererek Kur’ân’ı anayasa hâline getirmeniz gerekir. Zinâya recm, içkiye kırbaç, fâize yasak, hırsıza el kesme, kadınlara tesettür emirlerini tatbîk etmeye gücü yetmeyen kişilerin İslâm adına fetvâ vermeleri de ne demek oluyor? Dînimizde neyin olup olmadığını “laik” devlet adamlarından mı öğreneceğiz?

İslâm, Allâh’ın dînidir. O ise Kur’ân, hadîs, mezhebler ile sınırları kat’î olarak çizilmiş bir hükümler manzûmesidir. Her Müslümanın bunlara olduğu gibi sâhip çıkma mükellefiyeti vardır. Fakat, laikliğe bağlı kalacağına nâmusu üzerine yemin etmiş kişilerin dîni istismâr etmeleri, hele onun ebedî hükümleri üzerinde oynamaya kalkmaları kabûl edilemez.

Laiklik, ne dîndara ve ne de dînsize karışmama prensibidir. Laik devletin temsilcileri de böyle olmak zorundadırlar, onun için yemin etmektedirler. Şahsî kanâatlerini o makâmlarda kullanamazlar. Hem laik kalıp hem de İslâm’dan dem vurarak inancımızın ana temelleriyle oynamak, dînimizle hiç alâkası olmayan; ama Bush’a verilen, “Müslümanlara hâkim olmak için İslâmiyyetsiz bir İslâmiyyet ve Risâle-i Nûr’suz bir Nûrculuk ihdâs etmemiz lâzımdır” (Reddü’l-Evhâm-4, s.15, Rahle Yayınları) raporuna uygun bir davranış gibi gözüküyor. Laikseniz laik kalın, bizim dînimizden elinizi çekin!

Mustafa Kaplan 20.02.2006 Vakit