Bir öküz sürüsü varmış... Bir de aslanlar!

Bilinen bir "hikâye"dir... Ama; gördüklerim ve duyduklarım karşısında bir defa daha anlatmak istedim... Öyle hadiseler geliyor ki kulağıma, "Birlik ve beraberlik böyle mi sağlanacak, sorunlar böyle mi çözülecek?" diye sormaktan kendimi alamıyorum!..
Öyle bir "ülke" ki;
"Biri"nin, "öteki"ne tahammülü yok!.. Elinden gelse; "kıyafeti farklı" diye ötekine "yaşama hakkı" vermeyecek!..
Neredeyse;
"Öteki yaşamasın" diye, "düşmanla işbirliği" yapmaya ve hatta "onun boyunduruğu" altına girmeye bile razı!..
Yeter ki;
Sadece "ben" olayım!..
"O" olmasın!..
Bir "miting meydanı" düşünün ki, "öteki sloganlara" tahammül yok!.. Sadece "ben" bağırayım, "benim sesim" duyulsun, mitinge ben "hakim" olayım, "öteki"lerin esamesi okunmasın!..
Bir "stadyum" düşünün ki;
"Yenmeye yenmeye geldik" sloganlarının yerini, "Ölmeye ölmeye geldik" bağrışmaları alsın!.. Ve hatta, bu "söylem"ler, "eylem"lere dönüşüp, insanlar ölsün stadyumlarda!..
Bir "zihniyet" düşünün ki;
Türkiye'nin "ziyaret edilen mekân"larını, birbirlerine "alternatif" gibi gösterip; "fitne"ye yol açsın!..
Bir "yönetici" düşünün ki;
Kendi "taht"ı için, başkalarının "baht"ları ile oynasın!..
Bir "okul" düşünün ki;
Oraya "esrarkeş" tipler girip, "uyuşturucu âlemleri" yapabilsin, ama Anadolu'nun "çilekeş" çocukları okuyamasın!..
Bir "toplum" düşünün ki;
"Kendi rahat ve huzuru" için, toplumdaki fertlerden birini gözden çıkarabilsin!..
YEDİ DÜVEL'İ YEN
YEDİ DÜVE'YE YENİL!
Sonra da;
Hemen herkes bir olup, aynı "şikâyet"i dillendirsin!..
"Niye böyle olduk?"
Niye "birlik" olamıyoruz, neden "beraberlik" sağlayamıyoruz?..
Niye "parça parça"yız?..
Niçin "tek vücut" olamıyoruz?..
Niye "gür" çıkmıyor sesimiz?..
İçten ve dıştan gelen "dayatmalar" karşısında niye hep "yenilgi"ye uğruyoruz, niye hep "başkaları" kazanıyor?..
Neden birikemiyor, niye çoğalamıyoruz?..
Niçin, "birimiz hepimiz için, hepimiz birimiz için" diyemiyoruz?..
Küstah Amerikan askerlerinin "Kur'an-ı Kerim sayfaları"nı tuvaletlere atması karşısında niye "gür" değil de, "cılız" çıkıyor sesimiz?..
"Meydan"ları niye dolduramıyoruz?..
"Kur'an-ı Kerim'e uzanan elleri kıracağız" diye havaya kalkan ellerin sayısı niye az?..
"Tepki"ler niye cılız?..
"Protesto"lar neden "birkaç" kişilik?..
Neler oluyor bize?..
Bize neler oluyor?..
Kıbrıs'ta, Ortadoğu'da, Kafkaslar'da ve Ermeni meselesinde niye hep Avrupa veya Amerika'nın dediği oluyor da, Türkiye'nin söylediklerini ipleyen yok?..
Sahi;
"Taarruz"larımız niye püskürtülüyor, "savaş"larımız niye hezimetle sonuçlanıyor?..
Dün "yedi düvel"e karşı savaşan bir millet, bugün "yedi düve" ile niye başedemiyor?..
Bizi yiyen, bizi kemiren "güve" ne?..
Neyi, nerede ve niçin kaybettik?..
Niçin "güçsüz"leştik?..
Niye küçüldük?..
OTLAKTA MÜCADELE!
İşte tüm bu "soru" ve "sorun"ların cevabı, galiba "öküzler ile aslanlar"ın hikâyesinde!..
Buyrun, bir defa daha okuyalım:
Eski zamanların birinde bir otlakta "öküz sürüsü" yaşarmış...
Yaşarlarmış yaşamalarına ama, civardaki aslanlar bir türlü rahat bırakmazlarmış onları.. Hemen her gün saldırırlarmış bu sürüye...
Öküz dediğin de öyle yabana atılır bir hayvan değil ki; bir araya toplandılar mı, kolayca defetmesini bilirlermiş o koca aslanları...
Gün geçtikçe aslanları almış bir kaygı:
"Herhalde bize bu otlağı terk etmek düşüyor" demiş aslanlardan birisi...
"Evet" diye tasdik etmiş diğerleri...
"Nereye gideriz" diye düşünürlerken, "Bir dakika" diye bir ses duymuşlar gerilerden...
Herkes dönüp bakmış sesin geldiği tarafa...
Sürünün en çelimsiz, ama kurnaz mı kurnaz bir ferdi olan "topal aslan"mış söze atılan...
"Hayır" demiş,
"Hiçbir yere gitmiyoruz... Siz bana bırakın, ben hallederim bu işi!.."
Kimse inanmamış ona, ama "Haydi bir şans verelim, ne çıkar" diye düşünmüşler...
Topal aslan, elinde beyaz bayrak, gitmiş öküzlerin yanına...
Öküzlerin lideri olan boz öküz, sormuş ne istediğini...
Topal aslan; "Saygıdeğer öküz efendiler" diye başlamış lâfa:
"Bugün buraya sizden özür dilemek için geldik... Evet size defalarca saldırdık, ama niye biliyor musunuz?
Hep o sizin aranızdaki sarı öküz yüzünden...
Onun rengi gözümüzü kamaştırıyor, aklımızı başımızdan alıyor... Onu gördüğümüzde ne kadar barışsever olduğumuzu unutup size saldırıyoruz...
Bunların hepsi sarı öküzün suçu... Verin onu bize; siz de kurtulun, biz de, bundan böyle barış içinde yaşayalım!.."
Boz öküz, diğer önde gelenlerle görüşmek üzere geri çekilmiş...
Hepsi de sıcak bakmışlar bu teklife...
Bir tek yaşlı benekli öküz karşı çıkıp "olmaz" demiş, ama kimseye dinletememiş sözünü...
Sonunda, zavallı sarı öküz, teslim edilmiş aslanlara...
SÜRÜNÜN SELÂMETİ!
Diğerleri üzülmüşler üzülmesine, ama elden ne gelir ki!..
"Bütün sürünün selameti için" alt tarafı bir öküzü gözden çıkarmışlar!..
Gerekliymiş bu...
Gerçekten de, sürüye günlerce saldıran olmamış...
Huzur içinde geçer olmuş günleri...
Ama aslan milleti bu, ne kadar sabreder ki? Hele "öküz etinin tadı"nı aldıktan sonra!..
"Acıktık" demişler bir gün...
Topal aslan, boz öküzün yanına giderek "Günaydın" diye girmiş söze:
"Gördünüz ya; biz aslanlar ne kadar uysal milletiz... Yalnız, buraya bunu söylemek için gelmedim... Büyük bir problemimiz var!.."
"Nedir?" demiş, boz öküz, merakla...
"Şu sizin uzun kuyruklu öküz var ya" demiş topal aslan ve devam etmiş:
"Öyle uzun bir kuyruğu var ki, nereden baksak görünüyor... O kuyruğu salladıkça bizim de aklımız başımızdan gidiyor... Gözümüz dönüyor, sürüye saldırmamak için kendimizi zor tutuyoruz... Gelin, verin onu bize ve bu mevzuyu burada kapatalım...
Eskisi gibi, barış ve huzur içinde iki taraf da hayatını sürdürsün..."
Boz öküz yine istişare yapmış sürünün ulularıyla...
Yine sadece benekli öküz olmuş karşı çıkan...
Hepsi de, "Verelim gitsin" demişler!..
İstişare daha da kısa sürmüş bu defa...
Dışlamışlar uzun kuyruğu sürüden!..
Saatler sürmüş zavallının çırpınışları, ama sonunda o da yenik düşmüş aslanların pençelerine...
Tekrar tekrar yaşanmış bu olanlar...
NİYE KAYBETTİLER?
Her geçen gün daha da semirmiş aslanlar, alabildiğince güçlenmişler...
"Öküzler" ise, her geçen gün daha da zayıflamışlar, seyreldikçe seyrelmişler...
Aslanlar küstahlaştıkça küstahlaşıyorlarmış... Artık bir sebep bile söyleme gereği duymuyorlarmış;
"Verin bize filanca öküzü, sonra karışmayız haaa" derlermiş sadece!..
Zavallı öküzlerin "hayır" diyebilecek güçleri kalmamış...
Hepsi birer birer can veriyorlarmış aslanların pençesinde...
Boz öküz de aralarında olmak üzere birkaç tanesi kalmış en sona...
Bir gün; kalanlar bir araya toplanıp durum değerlendirmesi yapmışlar...
Öküzlerden biri;
"Ne oldu bize, oysa ne kadar da güçlüydük aslanlara karşı... Bu savaşı ne zaman kaybettik?" diye sormuş ortaya...
"Biz, bu kavgayı" demiş boz öküz, gözleri nemli ve sesi pişmanlıkla titreyerek;
"Sarı Öküz'ü aslanlara verdiğimiz gün kaybettik!.."
NASİBİ OLAN, ALSIN!
Evet, bilinen hikâyeyi, bir kere daha okuduk... Tabiî, biraz daha ayrıntılı...
Peki, "ders" alabildik mi?..
Görebildik mi;
"Bir tek adam harcama"nın nelere malolduğunu?..
"El"ini verenin, "kol"unu niye kurtaramadığının sırrını anlayabildik mi?..
Verilen her "taviz"in, beraberinde "yeni tavizler" getirdiğini, bunun da topluluğu "aciz" bıraktığını görebildik mi?..
"Sarı Öküz'ü vermek" kolay da, arkasından "uzun kuyruklu öküz"ün ve "diğerleri"nin de yaşama garantisinin olmadığını kavrayabildik mi?..
Her yapılan "diyalog" ve varılan "uzlaşma"nın; mutlaka "barış" demek olmadığını görebildik mi?..
Görebildik mi;
"Öküz" bile olunsa, "topyekûn dik duruş"un "başarı" getirdiğini?..
O halde;
Bu "Gözden çıkarmalar!.. Adam harcamalar!.. Güçlü karşısında boyun eğmeler!.. Yorgunluk emareleri!.. Bıkkınlık ve usanç ifadeleri!.. Diyalog ve uzlaşma arayışları!.. Şahsiyet zaafiyetleri!.. Bir kişiden ne çıkar, verelim gitsin demeler!.." neyin nesi?..
"Sürünün selâmeti" elbette önemlidir!.. Fakat, sırf "sürünün selâmeti" için "Sarı Öküz"ü gözden çıkarmak da, "felâketin başlangıcı"dır!..
Unutmayalım ki; bir "taviz" verildi mi, gerisi çorap söküğü gibi gelir!..
Tüm bunları yazdım ki;
"Anlayan" anlasın, "nasibi" olan alsın!
 
Hasan Karakaya 22 Mayıs 2005 Vakit
hkarakaya@vakit.com.tr