|
Bir delikten kaçıncı ısırılma?
Site de haberi ilgi çekici bulmuş ki, Yeni Şafak'tan almış, servis yapmış. Başlık da hayli enteresan: " 'Filistin dostu' Mossad ajanı çıktı!" (Haber 7, 17 Ekim 05) Yıllarca bütün dünyânın "Filistin dostu" olarak tanıyıp tanıttığı ve eşiyle birlikte 80'li yıllarda Filistin mes'elesine maddî-ma'nevî büyük desteği geçtiği bilinen Norveç asıllı Karen Linstad isimli bayanın Filistinlilere nasıl "yardım" yaptığı şimdi gün ışığına çıkıyor. Norveç resmî televizyonu NRK'nın Ortadoğu muhabiri Odd Karsten Tveit "Savaş ve Diplomasi" isimli kitabında bu bayanın "Mossad ajanı" olduğunu yazınca büyü bozuluyor! Meğer bu bayan, FKÖ'nün Arafat'tan sonraki ikinci adamı ve askerî kanat sorumlusu "Ebû Cihâd" diye bilinen Halil el-Vezir'in İsrail tarafından Tunus'ta öldürülmesinde rol almış. Kitâb piyasaya çıkınca, bayan Linstad da Mossad adına çalıştığını i'tirâf etmiş. Eşi Dr. Ali Linstad ise hâlen Norveç'teki İslâmî okullardan birisinin "müdürü" ve Norveç içinde yürütülen "İslâmın Sesi" programının da sorumlusu! "Ayıdan post, gâvurdan dost olmaz" sözü elbette asırlar süren bir tecrübenin sonunda ortaya çıkmıştı. Müslüman kılığına bürünen sayısız Lawrence'lerin, bayan Linstad gibi Müslümanlara dost gözüken gizli ajanların, bunların güdümüne giren veyâ te'sîrinde kalan yerli münâfıkların İslâm coğrafyasına açtığı zarârı anlamak için mevcûd manzaraya bakmak yetmez mi? Halbuki, yüce Kitâbımız bizi 1.400 seneden beri "Yahûdî ve Hıristiyanları dost tutmayın!" emriyle bu tehlikeye karşı îkáz ediyordu. Kur'ân'ın bu âyetini tefsîr eden İslâm ulemâsı, "1.Harbde, 2.Dînde, 3.Örf ü âdette" vb. temel mes'elelerde kesinlikle bu Ehl-i Kitâbın dost tutulamayacağını; bu sahalarda "dostluk" kurmanın onların "bâtıl dinlerini sevmek" ma'nâsına geleceğini yazmışlardır. Lawrence ve bayan Linstad örneklerinde görülen menfî durumlar, bu emre uymamanın müeccel dünyevî netîceleridir. "Hoşgörü ve dinlerarası diyalog" adı altında İslâm dünyâsına verilen narkoza karşı şuûrlu mücâdele verenlerin te'sîrini kırmak için başlatılan beşinci kol çalışmaları; sanki Müslümanların bütün beşerî muâmelelere tavır aldıklarını söyleyerek iftirâ yoluna girmiştir. Halbuki, "1.San'at, 2.Zirâat, 3.Ticâret" vb. gibi insanlar ve milletler arasında kaçınılmaz olan beşerî münâsebetlerde Ehl-i Kitâb ile dostluk kurmak, bu âyetin yasak sınırına girmemektedir. Yeter ki, dînimizin bu düşmanlarına Müslümanlarla ilgili "sır verme" durumu olmasın! Bütün İslâm ulemâsı bu âyeti böyle anlamışlar ve böyle tefsîr etmişlerdir. Geçen asrın İslâm müceddidi Üstâd Bedîüzzamân Hazretleri de aynı şeyleri söylemiştir (Bkz. Tahşiye Yayınları arasında çıkan "Münâzarât Şerhi"). Hâl böyle iken, o mübârek zâtın izinde gittiğini söyleyen insanların farklı tavır sergilemelerini anlamak mümkün değildir. Bu mes'elede en uyanık kesimin bilhassa Risâle-i Nûr talebeleri olması gerekir. İslâmiyyetin müsâade ettiği zarûrî sahalar dışında Yahûdî ve Hıristiyanlarla dostluk gösterisine girişmenin uhrevî zarârları yanında, dünyevî zarârlarını da bu bayan Linstad misâliyle canlı olarak görmüş bulunuyoruz. Rasûl-i Ekrem (asm) Efendimiz, "Bir mü'min aynı delikten iki kere ısırılmaz" buyuruyor. Lawrence vâsıtasıyla Osmanlının Güney sınırlarından vurulması Müslümanlara bir ibret dersi verseydi, Filistinli Ebû Cihâd gibiler Linstad isimli Mossad ajanının dostluğuna aldanarak canlarından olmazlardı. Risâle-i Nûr isimli Kur'ân tefsîrini "Nûr'un birinci talebesi" merhum emekli albay Hulûsî Bey tarzında anlayanlar, o zâtın dostları ve mollaları da, bu âyeti cumhûr-i ulemânın tefsîr ettiği bu şekliyle anlamaktadırlar. Delikten ısırılmayı âdet hâline getirmiş olanların kalkıp da 1.400 senelik şu inancı görmezden gelerek iftirâ yoluna sapmaları hiç hoş bir şey değil. İslâm coğrafyasının artık yeni Lawrence'lere, yeni Linstad'lara tahammülü yoktur. Bunun için de uyanık olmaya, dostumuzu-düşmanımızı iyi tanımaya mecbûruz. Mustafa Kaplan 19 Ekim 2005 Vakit mkaplan@vakit.com.tr |