Antisemitizmden Anti-İslâm'a

Avrupa tarihinin başta gelen kara lekelerinden biri antisemitizmdir. Fakat Batı'da ortaya çıkan muhtelif yahudi örgütleri ve dini kimliği belli idealler için değerlendiren siyonist örgütler yürüttükleri çalışmalar neticesinde söz konusu anti-semitizmi mahkûmiyete dönüştürmeyi başarmışlardır. Şimdi Batı antisemitizm lekesini temizleyebilmek için kendini yahudilere ve hatta onların devleti sayılan işgalci siyonist devlete mahkûm görüyor. Bu yüzden sıra yahudilerle ve siyonist işgal devletiyle ilgili bir konuya geldiğinde kimse fikir özgürlüğünden söz edemez. Bir gazeteci yahudileri rencide edecek haber metni hazırlamaya kalkışsa bile kendini derhal gazeteciler çöplüğünde bulur. Bu konudaki duyarlılık öyle bir noktaya getirilmiştir ki Batı'da son zamanlarda artık kimse işgalci siyonist devletin Filistinlilerin bebeklerini hedef alan saldırılarından bile söz etme cesareti gösteremez olmuştur. Çünkü uluslararası siyonizmin kurduğu ağ, bu tür konuları gündeme getirenleri de derhal örümcek ağı gibi kuşatmakta ve elini kolunu bile hareket ettiremez hâle getirmektedir. Batı'daki devletlerin verdiği destek onlara bu cesareti vermektedir. Batı'nın sözde düşünce özgürlüğü holokost hikâyelerinin doğruluk derecesini gözden geçirmeye bile izin vermez. Bayağı yaşlanmış ve çağın düşünürlerinden olması sebebiyle de saygın konuma sahip olan Roger Garaudy bile söz konusu holokost hikâyelerinin tarihi gerçeklere uymadığını gözler önüne seren 'İsrail'i Kuran Efsaneler' adlı kitabından dolayı Fransa'da mahkemelerde süründürüldü. Oysa o, söz konusu kitabında kimseye hakaret etmiyordu. Kimsenin kutsal değerine dokunmuyordu. Sadece tarihi gözden geçiriyor, yazılanlarla gerçeklerin birbirine uymadığını ortaya koyuyor ve uyduruk tarihin siyasi amaçlar doğrultusunda kullanıldığını gözler önüne seriyordu. Ama uluslararası siyonizmin İsrail'e sürekli para akıtan, çıkar sağlayan, çağın güçlü devletlerini İsrail hesabına yönlendiren çarkının dişlileri arasına bir tel koymuştu. Bu, aslında Batı'nın da yararınaydı. Ne var ki Batı siyasetini siyonizm öylesine esir almıştı ki böyle menfaatine olan ve gerçeklere dayanan bir fikre bile özgürlük tanımıyor, derhal boğazını sıkıyordu. Aynı Batı bugün Müslümanların en kutsal bildikleri insana iğrenç bir şekilde saldırmayı düşünce özgürlüğü olarak izah etmeye kalkışıyor. Çağdaş Batı'nın her tutumunda olduğu gibi buradaki tutumunda da tiksindirici bir ikiyüzlülükle hatta yüzsüzlükle karşı karşıyayız. Oysa ortada bir düşünce özgürlüğü değil saldırı ve sataşma özgürlüğü var. Düşünce aklın ürünüdür. Akıl insanların kutsal bildiklerine saldırmaktan her zaman uzak durmayı tercih eder. Bu, insanı hayvanlardan farklı kılan aklın gereğidir. İnsanların kutsal bildiklerine iğrenç bir üslûpla yapılan saldırı aklın değil işkembenin ürünüdür. Burada düşünce özgürlüğünden ziyade Batı'da hâlâ canlılığını koruyan, Ortaçağ döneminden kalma karanlık zihniyetin saldırı ve sataşma ihtiyacının bir yerlere yönlendirilmesi söz konusudur. Bir dönem bu ihtiyaç kısmen antisemitizmle gideriliyordu. Uzun süreden beridir bunun önü yasal düzenlemelerle kapatıldı. Fakat zihinlerden tümüyle silinemediği bilinmektedir. Zihinlerdeki 'anti' ruhunun yeniden antisemitizmle dışa yansımasının önüne geçilmesi için bunun 'anti-İslâm'a doğru yönlendirildiğini müşahede ediyoruz. Bu konuda Batı'daki siyonist örgütlere yuvalanmış olanlarla, İslâm âlemini köleleştirmeyi hedefleyen sömürgeci kafaların tam bir işbirliği içinde olduğunu rahatlıkla söyleyebiliriz. Özellikle Batı'daki medya organlarında uluslararası siyonizmin son derece etkin durumda olması böyle bir işbirliğine işaret etmektedir. Başkalarının kutsal varlıklarına ve değerlerine hakaret etmemek Müslümanın prensibidir. Bu, müşriklerin putları için bile geçerlidir ve Kur'an-ı Kerim'de, dikkat edilmesi gereken bir prensip olarak verilmiştir. Yüce Allah şöyle buyurur: 'Onların Allah'tan başka taptıklarına sövmeyin ki onlar da aşırıya giderek bilgisizce Allah'a sövmesinler. Bu şekilde her ümmete yaptığını süslü gösterdik. Sonra dönüşleri Rabblerinedir ve O kendilerine yapmakta olduklarını haber verir.' (En'am, 6/108) Müslümanlar insanların kutsal bildiklerine saygısızlık etmemede böylesine duyarlı olmalarına rağmen yine iğrenç saldırıların ve sataşmaların hedefi oluyorlar. Bizim bu sataşmalar karşısında bir eylem planımızın olması gerekir. Bu konudaki önerilerimizi de inşallah müteakip yazımızda sıralayacağız.

Ahmet Varol 03.02.2006 Vakit