Alaca doğandan kaçan sığırcık sürüsü

İngiltere'deki "Doğal Târih Müzesi" ve "BBC Vahşî Yaşam Dergisi" tarafından her sene "Yılın Vahşî Yaşam Fotoğrafçısı" adıyla bir yarışma düzenleniyormuş. Bu yarışmanın 2005 yılı ödülünü ise İtalya'dan Manuel Presti kazanmış. Adam işinin ehli bir fotoğraf san'atçısı imiş. Yarışmayı kazanan çarpıcı fotoğrafta ise, koca bir sığırcık kuşu sürüsünün, bir alaca doğandan kaçışı görüntülenmiş. Fotoğraf karesinin yüzde seksenini bulut gibi sığırcıklar kaplamış, kalan yüzde yirmilik satıhta ise tek bir alaca doğan kanatlarını açmış süzülüyor. Fotoğraf çok ilgimi çektiği için arşive kaldırmıştım. Tekrâr tekrâr bakınca, üzerindeki düşüncelerimi sizlerle de paylaşmadan edemedim. Evet, sığırcık kuşunun cüsse ve yapı i'tibâriyle alaca doğandan küçük ve donanımsız olduğu doğrudur. Bir veyâ birkaç sığırcığın bir alaca doğan karşısında kaçmaktan başka çâresi zâten olamaz. Ama, yüzlercesi bir araya gelip koca bir bulut sürüsü kadar olmuşken, onca sığırcık kuşunun tek bir alaca doğandan tırsarak kaçmaya kalkmasını akıl almıyor doğrusu. Demek, "hayvan" cinsinden başka davranış beklemek gerekmiyor? Eğer hayvanlarda da insanlar gibi akıl olabilseydi, bir araya gelmiş küçüklerin nasıl bir büyük olduğunu kavrayabileceklerdi; ve o alaca doğanın önünden kaçmak yerine, onun üzerine çullanarak haddini bildirebileceklerdi. Ne yapalım ki, kader-i İlâhî insanı insan, hayvanı da hayvan yaratmış. İşte insan türünün ehemmiyeti "akıl" ni'metiyle ortaya çıkıyor. Zayıf ve güçsüzler bir araya gelerek omuz omuza verirlerse, kuvvetli olanların dahi hakkından gelebiliyorlar. Sosyal organizasyonlar, cem'ıyyet hâlinde yaşamalar bu yüzden ehemmiyet kesbediyor. İnsanı yaratan Kudret Sâhibi de onu hemcinsleriyle ortak hayâta mecbûr kılmış. Bir araya gelmeyi bilemeyen "vahşî" varlıklar ise, tıpkı o sığırcık sürüsü gibi olmaya mahkûmdurlar. Günümüz dünyâsında hâkim güçlerin kimler olduğu belli. Onların ciddî teknolojik üstünlükleri de tartışılmaz. Bir ABD veyâ bir İsrail, koca dünyâyı sığırcık sürüsü gibi önüne katabiliyor. Ellerindeki güce nisbeten bu tavırlarını anormal göremiyoruz. İslâm ülkeleri de bu gücün önünde sinmiş, zillete düşmüştür. Her birisini "tek tek" düşündüğümüzde, bu alaca doğanın önünden kaçışlara da hak veriyoruz. Lâkin, bir buçuk milyarlık nüfûs gücü olduğu bilinen koca bir İslâm âlemi de acabâ o sığırcık kuşu gibi "hayvan" statüsünde midir ki, bir araya gelerek bu zinciri kırmayı düşünmüyorlar? Niçin sığırcık sürüsü biz oluyoruz da, alaca doğan onlar oluyor? Organize olmuş üç kişinin, dağınık haldeki binlerce kişiyi önüne katıp kovalaması normal değil midir? Yüz elli bin kişilik en modern ordusuyla Irak'a çöreklenen, üstelik bütün şiddet ve vahşet yollarını da denemekten çekinmeyen ABD; bir araya gelmiş beş-on kişilik mücâhid grupların karşısında yılgınlığa düşmüş gözüküyor. O yüzdendir ki, yanındaki müttefik güçlerin ülkeleri teker teker askerlerini Irak'tan çekmekten başka çâre bulamıyor. Dünyâ devinin şimdilerde ısrarla kendisine taşeron araması, Irak'taki Şiî ve Kürt kuvvetlerin yardımına rağmen illâ da Türk ordusunun oraya gelmesini istemesi; alaca doğanla sığırcık sürüsünün artık rol değiştirmekte olduğunun işâreti sayılabilir mi dersiniz? Askerlik san'atından anlamam. Fakat, o meşhûr fotoğraftaki tek alaca doğan bana çok şeyler anlattı. Târih müzesinde gezinen hayâlim, Zaloğlu Rüstem, Hz.Hamza, Hayder-i Kerrâr, Koç Köroğlu gibi alaca doğanları hatırladı. Gözünü budaktan sakınmayan serdengeçtilerin nasıl da o Haçlı sürülerini kırıp geçirdiğini düşündüm. Ukbe bin Nâfi, Târık bin Ziyâd, Celâleddin Harzemşah, Salahaddin-i Eyyûbî misâli alaca doğanların târihte açtıkları sayfalar yeniden canlanamaz mı? Mâzî çok mu geride kaldı? Er meydanından çil yavrusu gibi kaçan sığırcık sürüleri ne zamandan beri alaca doğan postuna büründüler? Çeçenistan'daki Ruslar ile Afganistan ve Irak'taki Amerikalılar, artık alaca doğanın kim olduğunu herhalde bizden çok daha iyi anlıyorlar. Biz ise sığırcık sürüsü olmayı hazmettiğimiz için, serçeleri dahi alaca doğan sanıyoruz.

Mustafa Kaplan 18.01.2006 Vakit