AİHM, bir Firavun mahkemesi mi? (2)

İnsanların din hürriyetlerini, inanç hürriyetlerini, inandıkları gibi yaşama ve inandıkları dinin eğitim ve öğretimini yapma haklarını ortadan kaldıran tüm mahkemeler, tağuti mahkemelerdir. Bakınız müfessirin ulemadan İbni Kesir (Rh.a), konuyu nasıl izah ediyor: "Allah (cc), her hayrı kapsayıcı ve her şerri yasaklayıcı olan hükümlerinden yüz çevirip bunun yerine cahiliyede olduğu gibi kişilerin görüşlerine, dalalet ve sapıklığı ifade eden değer yargılarına ya da çeşitli dinlerin karışımı ve beşeri görüşlerden meydana gelen Cengiz Han'ın vazettiği Yesak gibi İslâm dışı hükümlere yönelenin imanını kabul etmiyor. Yesak; Cengiz Han'ın Yahudilikten, Hıristiyanlıktan, İslâm milletinden (Yani Kur'an, Tevrat, İncil) ve kendi görüşlerine dayanarak ortaya koymuş olduğu kanunları ihtiva eden bir kitaptır. Cengiz Han öldükten sonra yerine geçen çocukları (İslâm'a girdikleri halde) bu kitabı bir anayasa kitabı olarak görmeye devam ettiler. Allah (cc)'ın kitabı ve Rasulullah'ın sünnetini bir kenara atarak bu kitabtaki hükümlerle Tatarlara hükmettiler. İşte böyle davranan kimseler inkarcılardır. Bunlarla, büyük küçük her meselede yalnız Allah (cc)'ın ve Rasûlü'nün hükmüne dönünceye kadar mücadele etmek farzdır." (İbni Kesir, Tefsiru'l Kur'ani'l Azim, c: 2 s: 67, Beyrut/1969) İbni Kesir (Rh.a.), tefsirinin başka bir yerinde şöyle devam ediyor: "Çekişmeli meselelerinde Allah'ın kitabını ve Rasûlü'nün sünnetini hakem yapmayan ve onlara müracaat etmeyenlerin Allah'a ve âhiret gününe imanları yoktur. Rasûlullah (sav)'a indirilene ve ondan önce gelmiş peygamberlere ve onlara indirilene iman ettiklerini iddia etmekle birlikte problemlerini Allah'ın kitabını ve Rasûlü'nün sünnetinin hakemliği yerine başka hakemlere götürenlerin iman iddialarını Allahû Teâla reddediyor. Kur'an ve Sünnetin hakemliğine razı olmamak, onların dışındaki hakemlerin hakemliğiyle problemleri çözmeye kalkışmak, münafıklığın alâmetidir. "Hayır! Rabbine and olsun ki aralarında çekiştikleri şeylerde seni hakem tayin edip sonra haklarında verdiğin hükümden dolayı kalplerinde bir sıkıntı duymadan kabul etmedikçe/teslim olmadıkça iman etmiş olmazlar." (Nisa: 65) (İbni Kesir, Tefsiru'l Kur?ani'l Azim, c: 1 s: 518-520, Beyrut/1969) Bu yapılanların hepsi, Allah (cc)'ın nebisine indirdiği dine muhaliftir. Kim nebilerin sonuncusu Hz.Muhammed (sav)'e inen dini terkederek daha önceki nebilere inen mensuh olmuş hükümleri önünde muhakeme olursa, Allah (cc)'ın bildirdiği kuralları inkar etmiş olur. Her kim böyle yaparsa, cahiliye yolundadır ve aradığı cahiliyedir. Allah (c.c) şöyle buyuruyor: "Cahiliyenin hükmünü mü istiyorlar? Yakınen inanan bir kavim için Allah'tan daha iyi hüküm veren kim vardır?" (Maide: 50) Günümüzde Allahû Teâla (cc)'nın koyduğu hududları çirkin görüp, kendi heva ve heveslerine göre, temel haklara aykırı hududlar çizmeye çalışan siyasi güçler mevcuttur. Ehl-i imana düşen görev, bunların keyfî, küfrî ve cebrî hududlarını meşru saymamaktır. İbn-i Abbas (R.a): "Her kim Kur'an-ı Kerim'i red ve Resûl-i Ekrem (sav)'in sözünü inkâr ederek, Allah'ın indirdiği hükümlerle hükmetmezse kâfir olur" (İbn-i Kesir-Tefsirû'l Kur'an'il Azim-Beyrut: 1969 C: 2, Sh: 61 vd.) hükmünü beyan etmiştir. Kur'an-ı Kerim'de Resûl-i Ekrem (sav)'e hitaben: "İnsanlar arasında, Allah'ın indirdiği hükümlerle hüküm ver, sakın onların (insanların) heva ve heveslerine uyma" (El Maide Sûresi: 49) emri verilmiştir. Bu emir, bütün insanlara şamildir. Esasen şer'i şerife göre hükme bağlanmayan hiçbir kaza (mahkeme), kaza hükmünde değildir. (İmam-ı Kasani-El Bedaiû's Senai-Beyrut: 1974, C: 7, Sh: 142.) İslâmî ıstılahta kaza: "Mü'minlerin velayetine haiz olan Kadı'nın; mü'minler arasında husumeti ve ihtilafı ortadan kaldırmak için, şer'i şerife göre verdiği hükümdür." (İmam-ı Serahsi-El Mebsut-Beyrut: ty C: 17, Sh: 28 vd. Ayrca İmam-ı Mavsili-El İhtiyar-İst: 1980 C: 2) Dolayısıyla mü'minler arasındaki husumet ve ihtilafların ortadan kaldırılabilmesi için Kadı'nın (Şer'i şerifle hükmeden hakimin) bulunması şarttır. Kâfirlerin istilâsı altında iken dahi; mü'minlerin, kendi içlerinden bir kadı seçmeleri vaciptir. (İbn-i Nüceym-El Bahru'r Raik-Kahire: 1311 C: 6, Sh: 298.) "Haksızlığı hak diye iddia edenlerden hak taleb etmek, Hakk!a hakarettir!"
 

Mustafa Çelik 24.01.2006 Vakit