AİHM, Firavun mahkemesi mi?(1)

Allah'ın arzında İslâm âleminin en büyük felaketi, Batı'yı/Avrupa'yı kendisine hâkim ve hakem kabul etmesidir. Çünkü Batı bir zulüm yumağı ve zalimler otağıdır. Batı'nın oluşumu çok çetin gerçekleşmiştir. Batı'nın oluşumunu incelediğimizde karşımıza Firavun ve ilkeleri çıkar. Batılı bir yazar olan Dawson2a göre özetle Batı'nın oluşumu şöyle olmuştur: Batı, Roma'ya dayanır. Roma Yunanista'a dayanır. Yunanistan Mısır'a dayanır. Mısır ise Firavun'a dayanır. Hellenizm'i bir yana bırakacak olursak, ne Batı medeniyeti, ne Avrupa insanı düşüncesinin doğması mümkün değildir. (Christopher Henry Dawson, Batının Oluşumu, İst/ty. sh.25.) Dolayısıyla Batı, tam bir Firavun'dur. Klasik Hellenizm; M.Ö. IV. ve V. yüzyıllarda Yunan şehirlerinde gelişen Yunan kültürü demektir. Bilindiği gibi eski Yunan kültüründe, nitelikleri, yetkileri ve hünerleriyle tıpatıp insana benzeyen binlerce ilâh mevcuttur. Bir Yunan tarihçisi "Bu insan özellikleri taşıyan ilâhları Homeros'la Hesiodos yaratmıştır" demektedir. (Orhan Hançerlioğlu, Felsefe Ansiklopedisi, İst.1977, c. II, sh.335. Aynca Harry J. Dell, Encyclopedia Americane, c. XIV, sh.73-74 "Hellenizm" maddesi.) İnsanın hevâ ve heveslerini ilâh edinmesi, hellenist kültürün temelini teşkil eder. Batı medeniyeti (nâm-ı diğer, çağdaş uygarlık) temelde hellenist kültüre dayandığına göre, karşımıza "modern putperestliğin" çıktığı gerçeği kolayca kavranır. Bu çağdaş putperestlik, aile hayatından devlet teorilerine, ekonomik sistemlerden insanlık tarihine ve siyasî mücadelelere kadar her alanda gücünü hissettirmiştir. Aklı yeterli bulan ve dini hafife alan modern insan, kendi ilâhlığını ön plâna çıkarmıştır. Tanzimat'la birlikte gündeme giren Batılılaşma hareketinin; Sultan II. Abdülhamid'in tahttan indirilmesiyle (Hicrî 1326, Milâdî 1908) İslâm topraklarına hâkim olduğu gerçeği gizlenemez. Nitekim kısa bir süre sonra, bütün İslâm toprakları Avrupalılar tarafından işgal edilecektir. Bu işgalin gerekçesi; az gelişmiş ve uygarlaşamamış toplumları Batı medeniyeti seviyesine çıkartmaktır. Veya bugünkü ifadeyle "demokratikleştirmek"tir. Yeri geldiği için şunu beyan etmekte fayda vardır: Demokrasi, keyfiliği, küfriliği ve cebriliği kanun haline getirip dayatan Avrupalıların müşterek maskesidir. Keyfî, küfrî ve cebrî olanlar hiçbir zaman hukuk merci olamazlar ve kabul edilemezler. AİHM; keyfîdir, cebrîdir. "Ben Müslümanım" diyen bir kişinin bu mahkemeyi hak ve hukuk mercii kabul edip kendisine hakem edinmesi, imanıyla çelişen bir durumdur. Said Nursî (Rh.a.) feryad ediyor: "Şeriat-ı Garra teessüs ettiğinden, ahkâmda Avrupa'ya dilencilik etmek; din-i İslâm'a büyük bir cinayettir. Ve şimale müteveccihen namaz kılmak gibidir!" (Divan-i Harb-i Örfi/Said Nursî, Sh: 50, İst/1975) Kâfirlerin hükmüne razı olmak ve onların hakemliğine başvurmak küfürdür. Biz Müslümanların ilk değişmez hayat kaynağı Kur'an-ı Kerim, Allahû Teâla'nın inzal ettiği hükümleri çirkin bulup onlara mukabil ve onların yerine geçsin diye hüküm icad edenleri, Tağut diye nitelendirmiştir. Ve bu Tağutların hakemliğine başvuran mü'minleri imanlarına münafi/ters hareket etmekle itham etmiştir: "Şunları görmüyor musun? Kendilerinin sana indirilene ve senden önce indirilene inandıklarını ileri sürüyorlar da tağutu inkâr etmeleri/inanmamaları kendilerine emrolunduğu halde, tağut önünde muhakemeleşmek istiyorlar. Şeytan da onları bir daha dönemeyecekleri kadar iyice sapıklığa düşürmek istiyor." (Nisa Sûresi/60) Bu ayet-i kerimeye göre Tağutların mahkemeleri vardır ve bu mahkemeler ehl-i iman için en büyük tehlikelerdir. Tağutların mahkemeleri, Firavunlar'ın mahkemeleridir. İçinde yaşadığımız şu zaman diliminde tesettüründen dolayı kamusal alandan kovulan, şakiler muamelesine tabi tutulan inanç hürriyetinin mağduru bir kadının haksızlığına hükmeden AİHM, Firavunlar mahkemesi değil de nedir? Artık "Ben Müslümanım, mü'minim, mü'mineyim" diyen erkek ve kadınlar, AİHM'in hakemliğini temelden reddetmelidirler. Bilmeli ve inanmalıdırlar ki, Avrupa/Batı "hukuktur" denilemez, çünkü o aynı zamanda kaba kuvvettir; Avrupa "insan haklarıdır" denilemez, çünkü o aynı zamanda baskıdır, dayatmadır, aldatmadır. Avrupa/Batı'nın tarihi, zulmün, haksızlığın ve zalimliğin hikâyesidir. Avrupa'dan adalet, hak, hukuk, ahkâm/kanun, yasa, kriter dilenciliğinde bulunmak, Hakk'a, hukuka ve adalete ihanettir.

Mustafa Çelik 18.01.2006 Vakit