Ah Karakaya ah!

Kafa karıştıracak ne var bunda.. Her şey açık değil mi? Simavileri hatırlarsın. Haldun ve Sedat, iki kardeş Türk medyasının %50'sini elinde tutuyordu. Simavilerin Günaydınında fal köşesini yazan biri daha sonra şeyh ilan edilmedi mi? Bu adamlar isterlerse namaz kılmayı bilmeyen bir adamdan şeyh ilan edebiliyorlar. Tıpkı Gümüşhane'de Aygaz, Sirkeci'de oto yedek parçacılığı yapan bir adam bir anda, bir anda Türkiye'de nasıl medya devi oldu sorusunun cevabını ararken, gelişmeler sanki uyanıkken görülen bir rüyaya dönüşüyor. Matrix gibi bir dünyaya dalıyorsunuz. Kendinizi bir mitoloji kahramanı gibi hissediyorsunuz.. Simaviler öyle sadece bir medya devi değil, tarım, hayvancılık, inşaat, turizm ve tekstil alanında da yatırımları olan bir devdi. Ve her şey bir gecede oldu. Bir gecede Simaviler gitti ve Aydın Doğan dönemi başladı.. Simaviler ne oldu da her şeylerini bırakıp bu ülkeden ayrıldılar?!. Karacanların Milliyet'i de Simavilerin mirasına konan Aydın Doğan?ın olmuştu.. Yarı resmi derinlerdeki, gizli MGK toplantılarındaki konuşmaları açıklayan, adının açıklanmasını istemeyen generallerin medyadaki sesleri olan, "topyekun savaş" manşetlerinin atıldığı Hürriyet de Doğan'ındı artık. Tv kanalları ve dergilerle bir medya devi. Hangi bilgi birikimi, hangi tecrübe ve hangi sermaye ile olmuştu bu iş.. Kim karar vermişti. Kimilerine göre bu karar derinlerde verilmişti. Kimine göre bu işin arkasında Koç vardı.. Koç ile Aydın Doğan, Koç ile Bernar Nahum arasındaki ilişki.. Niye sadece Abdi İpekçi'ye takılıp kalıyoruz ki. Niye sadece Ağca.. Asıl gerçek bu iki kişinin arkasında gizli.. Aynı şeyleri bir kez daha yazayım: Medya, mafya, sermaye, siyaset ve bürokrasi arasında karanlık ve kanlı bir ilişki var. Bu bir. İki: Bazı şirketler örtülü KİT'dir. Bunları ve bazı batık krediler derin devletin finans kaynağıdır. İşin Ağca ile ilgili boyutu şu açıdan önemli; derin devlet, eğer tetikçilerini koruyamıyorsa, bu cephede bir çözülme, yeni itirafların, tepedeki bazı isimlerin ve azmettiricilerin deşifre olma riskini gündeme getirebilir.. Aslında Ağca gerçeğin bütününü bilemez. Ama bildiğini açıklarsa, çorap söküğü gibi bu işin arkası gelebilir.. Bu iş öyle Türkiye'den ibaret bir konu değil.. İşin içinde ABD, AB ülkeleri, eski Sovyetler var.. İşin içinde bir de mafya boyutu var.. Türkiye'den başlayıp yurtdışına uzayan, mafya ile bağlantılı olaylar da var.. Yani hangi olayın nerede başlayıp, nereye uzandığı çok da belli değil.. Tamam, Ağca tekrar tutuklandı. Ne olacak şimdi.. Yeni bir hukuk süreci başlayacak.. Bana göre bu konu bugünden yarına çözülecek bir mesele değil. Bu arada Ağca, ya da onun adamları konuşacak olursa yeni bir tartışma başlayacak. Bakarsınız Ağca, emekli bir askeri savcının dediği gibi susturulur. İntihar eder veya ölü bulunur.. Ya da kaçırılır.. Bu konuda o kadar çok senaryo var ki. Bu konu tartışıldıkça derin devletin koruma kalkanı tırmıklanmaya devam edecek. Ne Özal suikastına ilişkin asıl gerçekleri tartışıyoruz, ne Simavi olayını, ne Cem Ersever'i.. Ağca olayı da derin devlet gerçeğinin ortaya çıkarılabilmesi için önemli bir obje.. Bu gerçekler ortaya çıkmadan, sağdaki, soldaki faili meçhullerin arkasındaki kanlı el de ortaya çıkmayacak. Bu gerçek ortaya çıkmadan hiçbir iktidar ya da ekonomi hiçbir zaman istikrara kavuşamayacaktır. İktidarın bu olaya derin gerçeği ortaya çıkarmak için el koyması gerek. Ağca'nın yeniden hapse gönderilmesi ya da adli bir hatanın düzeltilmesi ile asıl sorun çözülmüş olacak mı? Ağca'yı içeri tıksanız da Ağca'yı azmettirenler dışarıda.. Ne tek tetikçi Ağca, ne de tek maktul İpekçi.. Bu işlerin her zaman Vatan-Millet-Sakarya işi olarak yapılmadığını, birtakım parasal ilişkiler, karı-kız olayı ya da siyasi gerekçelerle becerildiğini biliyoruz.. Ama ağızları bıçak açmıyor. Derin korku toplumu boğuyor. Bu işleri bilen insan sayısı da az değil.. Ama herkes susuyor.. Başına bela almak istemiyor. Çünkü perde arkasında kanlı bir hesaplaşma, büyük bir rant kavgası var. Bu kişilerin çoğu hâlâ muhkem mevzilerde ya da yüksek mevkilerde bulunuyor. Yaşanan olaylar var.. 28 Şubat'ta neler olduğunu biliyoruz.. Hâlâ darbe senaryolarının konuşulduğunu da.. Kolay mı be Karakaya, bu ahval ve şerait altında konuşmak.. At izi it izine karışmış bir kere.. Kimin eli kimin cebinde belli değil.. Adamlar önce öldürüp sonra da ardından timsah gözyaşları döküyorlar, kendi işledikleri cinayetlerin kanlı bıçaklarını başkalarının kapısına bırakıp intikam için insanları kışkırtarak bizi bize kırdırmak istiyorlar. Bunun adı "kontrollü bunalım stratejisi". Bizim kanlarımız ve gözyaşlarımız üzerine kendilerine iktidar ve servet üretmek istiyorlar. Terör ve irtica bunun için lazım onlara.. Sahiplendikleri düzen, bu düzen değil mi be Hasan! Baksana savcılar bile soruşturamıyor sanki iddiaları! Kolay mı?. Dertliyim be komşu! Bir bilsen "Dili yok kalbimin ondan ne kadar bizarım".. Selâm ve dua ile..

Abdurrahman Dilipak 22.01.2006 Vakit