|
Randevu aldık zamandan gemi ayrıldı limandan
(2)
Günlerimiz gül gibi doğar, ay gibi batar. Ölüm anıdır içinde yaşadığımız her dem. Hepimizin babası Hz. Âdem. Zaman tünelinde ömrümüzü arşınlıyoruz. Her gün farkında olmadan doğan güneşle birlikte ecelimizi karşılıyoruz. Dünyada hepimiz için takdir edilmiş bir ömür vardır. Bu takdir edilmiş olan ömür bizim öz sermayemizdir. Doğumla tükenmeye başlar ömür denilen öz sermayemiz. Ömrümüz dünya denilen sınav salonunda bir sınav sürecidir. Hesabı yıllarla tutulur. "Kaç yaşındasın?" sorusuna verilen cevap, bu sürenin kullanılmış bölümünü haber verir. Geri kalan ise meçhûldür. Bizce meçhûl olan ömrümüzün bu bölümü, "daralan vakti", "yaklaşan sonu" yani ecelimizi haber verir. Eskimiş takvimlere bakarsak öz sermayemizden yediğimiz yılları, günleri görürüz. Kim sermayesini kaybeder de "yükten kurtuldum" diye sevinebilir ki? Sevinen varsa onlar hüsrana uğrayanlardır. Ömür, zaman denilen denizin engin sularında süzülüp giden bir gemi gibi akıyor ve bizleri sessizce ölüme taşıyor. Nitekim Yahya Kemâl de bu anlayıştan ilham ile Sessiz Gemi şiirinde şunları söyler: "Artık demir almak günü gelmişse zamandan Meçhûle giden bir gemi kalkar bu limandan Hiç yolcusu yokmuş gibi sessizce alır yol Sallanmaz o kalkışta ne mendil ne de bir kol Rıhtımda kalanlar bu seyahatten elemli Aylarca sonsuz ufka bakar gözleri nemli." Yahya Kemâl'ın şiirinde katılmadığım noktayı söylüyorum, limandan kalkan gemi meçhûle değil, malum kabir ve ötesi âhirete gidiyor. Hesap gününü unutanlar bu gerçeği pek bilmiyor. Ömür, zaman denizinde bizi ölüme götüren gemi. Dünyada kalmak ebedi olsaydı, hiç kaybeder miydik Hz. Âdem'i! "Dünya bir değirmendir daim döner. Cism-i insan bir fenerdir akıbet bir gün söner!" Hayat yolculuğu aynı zamanda ölüm yolculuğudur. Alıp-verdiğimiz her nefes, bize yaklaşan ecelden gelen sestir. Hz. Ebû Bekir (R.a.); "Sen ölümü nasıl bilirsin?" sorusuna şöyle cevap veriyordu: "Nefesi aldığım zaman veremeyecekmiş, verdiğim zaman alamayacakmış kadar kendime yakın bilirim ölümü!" Allahû Teâla tarafından bize bahşedilen ömür ebedi değil, sonludur. Dünyaya güvenme, o bir oyalama ve oyundur. Allahû Teâla uyarıyor: "Bu dünya hayatı sadece bir oyun ve oyalanmadan ibarettir. Ahiret yurduna gelince, işte asıl hayat odur. Keşke bilmiş olsalardı." (Ankebut Suresi/64) Ölüm bize zamanımızın sınırlı olduğunu söyler ve hiç kandırmaz insan olarak bizi. Ölüm bunu, doğduğumuz an söylemeye başladı bize. Hiç saklamaz kendini zaten bizden. Eğer saklamışsa, biz saklamışız kendimizi ölümden. Hiç kimse bu dünyada canlı olarak ayrılmayacaktır. Ama ne gariptir ki, kimilerimiz buna gerçekten inanırız. Sanki sonsuza dek zamanımız varmış gibi davranırız! Hayır, hayır vakit dardır fırsat şimdidir. Bu dünya değil, Âhiret ebedidir. Her nefes, nefis bir cevherdir. Bu cevheri değerlendiren hakkıyla Allahû Azimuşanı bilendir! Dünya gurbet diyarımızdır. Biz göçmen birer yolcuyuz. Rasûlüllah (sav) buyuruyor: "Dünyada sanki bir garib/yabancı, hatta yoldan geçen bir yolcu imişsin gibi ol ve kendi nefsini kabir ehlinden (biri olarak) say!" (Sünen-i Tirmizi, Kitabü'z Zühd:27, Beyrut/ty.) Hepimiz insan olarak bir ağacın altında gölgelenip sonra yoluna devam eden birer yolcuyuz. Her günün akşamında yumuşak yastıklara kendi elimizle cenazelerimizi yatırıyoruz. Sabaha çıkmaya var mı senedimiz? Yoksa ikinci bir ömür müdür bizim beklediğimiz? "Birinize ölüm gelip de: 'Rabbim, beni yakın bir süreye kadar erteleseydin de sadaka verip iyilerden olsaydım!' demesinden önce, size verdiğimiz rızıktan (Allah) için harcayın." (Münafıkun Suresi/10) "Allah, eceli geldiği zaman hiçbir canı ertelemez. Allah yaptıklarınızdan haberdardır." (Münafıkun Suresi/ 11) Zaman denizinde ömür gemisi yoluna devam ediyor. Hiç kimse onu durduramıyor. Annesinden doğan her çocuk bu geminin yolcularını çoğaltıyor. Yolcu olarak az ilerde hepimizi ölüm bekliyor. Ölümü karşılamaya hazır olalım. Ölüm bizi uyandırmadan uyanalım. Ya Rab! Zayî olmuş anladık; Sensiz geçen saatimiz. Ecel vakti geldi mi vedalaşmaya kalmaz vaktimiz. Bize şuur ver, Sana kulluk etmede kesilmesin takatimiz.
Mustafa Çelik 10 Haziran 2005 Vakit
mcelik@vakit.com.tr |